Ana / Tefrika / Bugün bir Ortadoğu uzmanına haddini bildirelim.

Bugün bir Ortadoğu uzmanına haddini bildirelim.

ayakkabilar

Dünyamızı kuşatan kabusun yegane sorumlusu uzmanlardır diyebilir miyim emin değilim, ama kabus derinleştikçe sayıları en çok artanlar, gözleri en çok parlayanlar, sesi en çok duyulanlar onlar. Uzmanlar.

Kabustan beslenenler ödüllendiriyor bu uzmanları. Sistemin uzman diye ödüllendirip önümüze sürdüğü bu otoritelerin, bu uzmanların geliştirdiği ekonomi en çok bankalara yarıyor mesela. Bu uzmanların şekillendirdiği eğitim sisteminin ürünleri ayrı bir külliyat konusu.

Maslahata, reel-politiğe ikna olduktan sonra mı kuruldu bu uzman devşirme çiftlikleri yoksa önce mi, önemli değil. Hakikati bırakıp gerçeklerle yetinmeye başladığımızdan beri, uzmanlığın da liyakatla ehliyetle bir ilgisi kalmadığı hepimize malum olmadıkça, devşirilmeye devam edecek bu uzmanlar.

Uzmanları besleyenler sadece bir konunun bankamatiği gibi kullanmıyor uzmanları; o konuda  aykırı sesleri susturmak veya en azından gürültüye boğmak için de kullanışlı oldukları açık.

Türkiye’de son zamanlarda sesleri en çok çıkan uzman türü Ortadoğu Uzmanları.

Bu uzmanlar coğrafyamızın her karesine yayılan ve derinleştirilen kaostan besleniyor. Ve kaosun sadece İsrail’e, Körfez krallarının ve onları destekleyenlerin eşkiya düzenlerini devam ettirmeye yaramadığını kim iddia edebilir? Bu kaosa karşı barış ve İslam Birliğine vurgu yapan ve bu vurguyu Hükumetin uzantısı olmamaya özellikle özen göstererek yapan her mesajı, cılız bile olsa her sesi ve destekleyenleri linç etme çağrılarında bulunuyorlar. Bölge ülkelerinin sorunları çözmek için bir araya gelmesi, mesela Suriye konusunda Türkiye ve İran’ın gerekirse KARŞILIKLI tavizler verip savaşı durdurmaya yoğunlaşması çağrılarını bile, kendilerine cömertçe verilmiş kürsü, köşe, mikrofon ve sitelerden akıl almaz bir linç amigoluğuyla boğmaya çalışıyorlar.

Bir özellikleri daha var: Düzeyleri onları besleyenlerin düzeylerinden daha iyi değil. Ellerine verilen pahalı fırça ve boyalarla ressam olduğunu sanıp horoz resmi yaparken yaptığına benzemiyor diye mahalledeki bütün horozları kesmek isteyen kötü ressamlar gibiler.

Bu uzmanları kolayca tanıyabilirsiniz: İktidarın pozisyonu ne ise oradan konuşurlar. Pozisyon bir öncekinin tersi de olsa. Pozisyonun içeriği, ülkeye veya bölgeye etkisi konusunda hiç bir cümleleri, fikirleri de yoktur. Aynı temcit pilavı kalıp cümlelerin uygun yerlerini değiştirip iktidarın veya sırtlarını sıvazlayanın düdüğünü öttürürler. Ve en kahramanca konuşanlardır onlar. En duygulananlar. Sözün hakikisi onlardaymış gibi konuşurlar. Katliam resimleri paylaşır, kendilerinden başka herkesin sessiz korkaklar olduğunu iddia ederler. Poz verirler cihad bölgelerinden.

Paramparça sokaklara dağılmış paramparça canları, geleceğimizden ve yüreğimizden söküp alınmış ve bir daha asla geri gelmeyecek delik deşik kubbeleri, zerafetin kabusuna dönmüş minareleri ve ah biçilmiş fidanlardan dökülen yapraklar gibi pıhtı pıhtı serilmiş cansız küçük melekleri, bin yıllık bahçelerin tuzla buz çiçeklerini ve bahçelerden geriye kalan kanlı yıkıntıları; hepsinin resmini çekip duruyor, tüm anlamı katledilmiş rakamlara indirgiyor ve gözlerimizin içine sokuyorlar. Şehvetle bastırıyorlar gözlerimize, kafatasımıza kazımak istercesine; ‘ümmet’ diyor kimi, kimi halk diyor, strateji, bahar, gaza, direniş, zafer, devrim, diktatör, terör. Dilimiz tutuluyor.

Gökleri yıkası, yürekler patlatası, arsızlığı çatırdatası bu resimler, sağanaklar halinde çullanıyor üstümüze. En azından şeklen insana benzediği için yanıma oturup benimle ağlamasından başka bir şey yapması havsalam almayan bu türedi uzmanlar, bayrak yapıp dağıtıyorlar bu resimleri ve ‘en iyi biz ağlarız’, ‘kurtuluş bizde’ diyorlar, ‘filan hadis ve Kuran’. Aynı sekiz kelimeyi, 4 kısaltmayı, 3 ismi; yerlerini değiştirip, döndürüp dolaştırıp tekrarlıyorlar. ‘Biz uzmanız, yıllardır bu konuda çalışıyoruz’ diyorlar, ‘bizi dinleyin, tahammül edip susun, göreceksiniz’.

‘Ama’ diyen ‘nasıl’ diyen herkese, ‘biz biliyoruz sen bilmiyorsun’ diyorlar.

Yağma düzeninin katlettiklerinin çığlıklarını da duymuyoruz artık sadece bu uzmanlar ve onların filtrelerinden geçen, tanınmaz birer nesneye indirgenmiş görüntüleri kardeşlerimizin, insanlarımızın. Uzmanlar ve katiller. Hangisi tarif edilmesi daha imkansız bilmiyorum.

Resmi gazeteyi bir kurtuluş manifestosuna çevirmeye çalışan kötü bir reklam metni gibidir yazdıkları ve güvenli eylemlerde haykırdıkları. Alıntıladıkları ayetleri ve dil fukarası düşük cümlelerin arasına serpiştirdikleri çocuk ölümlerini ve savaşçı resimlerini geçince, düzeylerinin hooliganlardan daha ileri olmadığını siz de göreceksiniz: Onlar devrimci, diğer herkes Baas’çı, Sisi’ci, hatta asıl Amerika’cı NATO’cudur. Onlar gibi konuşmayan herkes cahildir, sabotajcıdır, haindir, karanlık güçlerin oyuncağı, emperyalizmin uşağıdır. En çok da sanki çok güçlü bir işgal ordusunun sayıları milyonları geçen düşman askerlerinden sözeder bir üslupla, ‘bazı Müslümanlar, bazı İslamcılar, bazı Kürtler, bazı gazeteciler, bazı solcular, bazı şunlar, bazı bunlar’ diye başlayan battaniye cümleler kurmayı severler. Düşünce, analiz ve sorguya düşmandırlar. Yazdıklarına bedel ödeyen söze kıymet verenlere düşmandırlar. Sanata düşmandırlar, yeteneği kıskanırlar, slogan atmayan şiiri küçümser, has olandan korkarlar. Onlar kendileriyse zaten hep doğrusunu yapmaya çalışmışlardır. Arsızlıkları üstlerinde bir çeşit zemberekli gramofon gibi durur. Çelişkileri yoktur. Ekranlarımızdan bize hücum eden ölümleri, cinayetlerı, katliamları; onlar bir futbol maçı yorumcusunun rahatlığıyla yorumlarlar. Kerameti kendinden menkul uzmanlıklarının aksesuarlarıdır haritamızda patlayan canlar. Her şeyi başından beri bilmektedirler. Değerli ve iyi maaşlı bir yalnızlıkları bile vardır.

Oturduğu sokağı bile anlamaktan aciz, sıkıcı, cahil, küçük; bırakın kendine has bir cümle, bir saat bile olsun kurmamış, bir insanı kaldırıp ahvalini sormamış, sevmemiş, inanmamış, secdede hıçkırmamış; ne tarih, ne siyaset, ne hikmet, ne insan, ne toplum üstüne bir tane hakiki kitap okumamış, seyyar satıcı olacak kadar bile ölçüp tartmamış, ekmeğini bir kez olsun kanter ile hak ederek tatmamış, hiç yara sarmamış bu müsveddeler, bu mezar soyguncuları ne zaman kuruldu ufuklarımıza?

Bu şaklaban güruhu ne zaman Bağdat’ın, Mescid-i Aksa’nın, Gazze’nin, Halep’in, Şam’ın, Arabın, Diyarbakır’ın, ya da Kürtlerin acılarının köşe kapmaca oynayan uzmanları oldular emin değilim ama çirkin seslerinden başka her sese nefes almayı haram etmeye kararlı oldukları belli ve gitttikçe arsızlaşıyorlar.

Hiç biri kitle iletişim araçlarından tekrarlanan kendi cümlelerinin bile insanlara nasıl etkileri olabileceği konusunda herhangi bir umur sahibi değil. Öldürülen çocuklarımızın resimlerini iştahla gözümüzün içine sokuyorlar. Ya çıldıracağız, ya onlara katılacağız ya da yadsıyacağız, sıra bize gelene kadar. Ya da yağmaladıkları ölülerimizi gömmeye başlamadan önce, bu uzmanları tükürüklerimize gömeceğiz.

Bunlardan başlayabiliriz diye düşündüm bu sabah. Uzmanlardan. Bu uzmanlara birer tükürük uydurabiliriz. Zor değil. Bugün bir Ortadoğu uzmanına ‘kes sesini de kardeşlerimizin çığlıklarını duyabileyim’ diyebiliriz. Sonra gidip boğmaya çalıştıkları cılız bir sesi duymaya, kötüledikleri işsiz bir yazarı okumaya çalışabiliriz. Böyle başlarsak belki kısa süre sonra kalkıp yürümeye de başlayabiliriz oradan. Onların seçtikleri ve servis ettikleri resimleri bir yana itip hakikati görmeye gidebiliriz. Gidip Adeviyye’de, Gazze’de, Yemen’de, Halep’de, Diyarbakır’da, Urumçi’de oturabiliriz. ‘Kesin ateşi de çocuklarımızı gömelim’ diyebilir ve ateş kesilene kadar orada kalabiliriz. Ve sonra lanetlemeye doymadıkları diktatörlerine de tükürmeye gideriz, önünde takla attıklarına da. Sesimizi bu şarlatanlar keseceğine, gerçek kurbanlarla birlikte olmayı seçtiğimiz için kahpe bir kurşun kessin daha iyi.

Mescid-i Aksa yıkılırken, diktatör katliamları üzerinden hepimizi küçük adam hırslarının goygoycularına indirgemek isteyen bu türedi uzmanların Mekke’yi de yıkmalarına engel olabiliriz. Bir sonraki vanilyalı latte veya nargilelerini garantiye almak için kendilerinden başka herkesi kana boğmaya her an razı bu parazitleri susturmamız mümkün.

Bugün, bu liyakatsizlere,katliam taciri, ağzı klişelerle köpüren her uzmana, her şarlatana, küçük hırslarının bize ödettiği bedelleri tevil üstüne tevil eden sistem uzantılarından birine her rastladığımızda, iki kelimeyle karşılık verip, okumadan, dinlemeden geçebiliriz. Hatta bir dua okumakla değerlendirebileceğimiz hayatımızın artık hiç bir dakikasını onlara harcamadan geçebiliriz. Sadece iki kelime söylemek, ya da yazılarının, tivitlerinin, paylaşımlarının altına sadece iki kelime yazmak için duraksayıp geçebiliriz:

Yıkılın karşımızdan!

Bunu da okuyun...

Zulüm bizden kardeşim, bizden.

PAYLAŞIN:  “Çünkü aklımızda hep tutalım: İslam’ın ilerlemesini –her türlü ilerlemeyi- itaatkar ve teslimiyetçiler değil, cesur ...

NOT: Lütfen aşağıdaki "cevap yazın" formunu kullanarak yorumlarınızı ekleyin. Merak etmeyin, eposta adresiniz yayınlanmıyor ve paylaşılmıyor. Lütfen google reklamları için kusura bakmayın, Paypal Türkiye'den ayrıldığından beri siteyi yayında tutma masrafları için destek kaynaklarımız durdu.

Yazıyı sitenizde ‘blog’unuzda filan paylaşırken lütfen giriş kısmından sonrasına LİNK vererek buraya yönlendirin çünkü eklenen yorumlar da yazı kadar önemlidir ve düzeltme veya güncelleme yapabilirim.

 

7 yorumlar

  1. Yazınızı okurken, ideolojik olarak çok farklı bir açıdan baksamda dünyaya, aklımdan geçenleri paylaşmak istedim. Mesele şucu yada bucu olmak meselesi değil, mesele vicdanlı olmaktır. Günümüzün “muktedir ve vicadansızları”, bu şakşakçı şarlatanlarını ve geçmişin “muktedir ve vicdansızlarını” da alarak, yıkılıp karşımızdan kaybolsalar, ne yaşanası bir ülke olurdu burası. Kaleminize ve emeğinize sağlık, sizler gibi vicdanlı insanların ses vermesi, bu ülkenin kardeşçe ve barış içinde yaşanılası bir yer olması umudumuzun canlı kalmasına neden oluyor…

  2. Evet yazdıklarınıza katılıyorum, “Hatta bir dua okumakla değerlendirebileceğimiz hayatımızın artık hiç bir dakikasını onlara harcamadan geçebiliriz. Sadece iki kelime söylemek, ya da yazılarının, tivitlerinin, paylaşımlarının altına sadece iki kelime yazmak için duraksayıp geçebiliriz:” diyorsunuz, buna daha çıok katılıyorum ve ekliyorum haddim olmayarak “tivitlerine bile bir şey yazmayı anlamlı bulmuyorum, sözlerin tükendiği yerdeyiz gibi, Mevlana Hz. da dediği gibi “Ne kadar anlatırsan anlat karşındakinin anlayabileceği kadardır anlattıkların.” Fakat siz bize anlatmaya devam edin.

  3. Abi uzmanlık müptezelliğinin çirkefliğini o kadar güzel anlatmışsın ki susup öylece kalakalmak dışında hiçbir kapı bırakmamışsın. Bırakma da zaten bunlara. Nush ile uslanmayanı etmeli tekdirdir… böyle olmalıdır bence. Allah topunu ıslah etsin diyelim. Ne diyelim. Kalemine sağlık. Twitterda olsaydım daha erken görecektim maalesef başka türlü denk geldim. Tekrardan teşekkürler yazı için. Selam ile..

  4. Uzmanız bu işi bizden başkası bilmez Mısır’ı biz bağlarız yaşasın Rabia 9 bin ölü 30000 yaralı.ELHAMDÜLİLLAH
    Uzmanız…Ne Suriye’mi üç ay sürmez Şam’da gayfe içeriz.10 bini bebek 120 bin ölü 5 milyon iç dış göçmen.ELHAMDÜLİLLAH. Mevlam veriyor.
    Uzmanız bu bölge, ortadoğu,kafkaslar,doğu avrupa 15 yıl iskartada beklemiş sayısı 0/0005 i bulmayan beşinci sınıf yazar çizer kana susamış islamcı muhterem kardeşlerimizle beraber muktedir emirel mü’mininden sorulur. ELHAMDÜLİLLAH
    Ha arada dünya devleri bizi Türkiye’de fare kapanına sıkıştırabilir.olabilirde. Emme unutmamak lazımki Aslanlar öldürülebilir ama fakat asla buyun eğmezler. Yalasın şerefli,haysiyyetli muhteşem yanlızlığımız.ELHAMDÜLİLLAH…

  5. Altına imzamı atmıyor, yüreğimi koyuyorum kardeşim, gözyaşlarıma sarıp…
    Yıkılsınlar karşımızdan!

  6. mehmet abi yazdıkların için teşekkür ederiz bunların daha çok dile getirilmesi ve vicdanların daha çok titretilmesi gerek. lakin yazında kendin de eleştirdiğin battaniye cümleler yer bulmamış mı fazlaca. bu blogu açıp okuyan insanlar olarak neredeyse hepimiz sosyal medyayı, medyayı az çok kullanan, kimin ne dediğini bilen dolayısıyla bu yazıda kimden bahsedildiğini anlayabilecek insanlarız. bu tür yazılarda direkt hedef göstermenin bile doğru olacağını düşünüyorum böyle yazmaktansa. bilmem siz ne düşünürsünüz. selam ve saygılar.

    • Sevgili Firdevs Kardeşim,
      Doğrudur, ama Ortadoğu Uzmanı diye doğrudan veya öyle bir bağlamla egemen medyanın önümüze sürdüğü herkesi kastettiğimi düşündüğümden, özellikle isimler vererek yazıyı ‘efradını cami’ olma riskinden uzak tutmak istedim. Karakteristik özelliklerinden önde gelenleri tarif etmeye çalışırken bir yandan da aslında o sözde uzmanların yaptıkları şeyi, bize içirmeye çalıştıkları ilacı biraz tatmalarını istedim. Özellikle, yaptıklarının hep yanlarına kaldığı zehabına kapılmış ihtimali olan uzmanlar için.
      Ayrıca, benimle aynı duyguları paylaşanlara isim kısmı boş bırakılmış bir örnek vererek dilerlerse, metni kendi tepkilerinin bir tercümanı olarak kullanabilmelerine imkan sağlamak istedim.
      ‘Hiyn-i hacette’, bu bir tepki yazısı. Uzmanlık iddiası da yok.
      🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.