Ana / Tefrika / Yaşamak Vakti

Yaşamak Vakti

Yalan bunlar bu herkesin giyip çıkardığı mülevves doyumsuzluk. Bu öldüren bizdense sus diyen refleks, yaşatana çelme atan hırs, hayatı parçalayan öfke. Şeytan bu.

Hayata düşmandır bu kötücül sesler; ölümcül, hep ölümcül oldular. Bu uğruna ölmeye değer olduğunu söyleyip duranlar, uğruna yaşamaya değer her şeyi elimizden alanlar aslında.

Özgür bir insan kalmış olmak istiyorum son anımda; hayata düşman olana boyun eğmemiş olarak yaşamaya inanıyorum. Özgür kalmak kavgasına, teslim olmamaya, zorbaya boyun eğmemeye inanırım; ama özgürlük sloganı için ölmeye inanmıyorum. Yaşamak yaşayınca güzel.

Yaşamanın en değerli hazinesidir hayat. Hayat vazgeçilmezdir. Hayat umuttur, yani hayat her şeyin mümkün olmasıdır. Hayat, yaşanmaya değer şeyleri yaşatmak için bile kurban edilmemelidir.

Hayat karpuzun göbeği, soğanın cücüğü, sıcak somun ekmeğin poççiği, mahallenin kaçığı, çocukların en küçüğüdür. Döndüğün her köşeden yeni bir dünyaya adım atabilecek olmaktır. Hayat, her an, on yüz milyon ihtimal, bin yüz milyon potansiyeldir. Kamçatka’ya gitmek, Dandanakan var mı görmek, Hacer-ül Esved’e el sürmek, metroda yeni bir şarkı duymak, minibüste bir tacizi durdurmak, çingene bir kızdan mülksüz yaşamanın anlamanı öğrenmek ihtimalidir.

Bir gün bir cümle okuyunca dünyanın değişmesi, vergi memurunun ebesinin dünyanın en güzel kadını olmasıdır hayat; kahrolsun deyince kahrolmayı hak edenlerin kahrolmasıdır. Hayat kabul edilmemiş dualar, değişen dostlar, unutulmayan unutkanlar, cevaplanmamış sorular, borca içilmiş çaylardır hayat; kırk yıllık hatırı olan kahvedir. Karanlık kış gecesi, buğulanmış cama güneş çizmektir.

Aralarında yaşıtlarının, kendi anne babası gibi hayal kırıklığı yaşamış yaşlıların, kendi çocukluğu kadar çocuk çocukların bulunduğu kalabalığa dalıp kendini patlatan bir gencin ardından yapılan hiç bir açıklamanın açıklayamadığı şeydir hayat. Yanık, parçalanmış, artık nefes almayan cansız, fersiz bedenlerin geride bıraktığı doğmalar, büyümeler, hayal etmeler, sevmeler, kırılmalar, bir şarkı yazmalar, bir tabela karalamalar, bir fotoğrafı yırtmalardır.

Hayatı yaşamaya değer kılmayan, yaşatmayan, uğruna yaşamaya değer olmayan hiç bir şey; uğruna ölmeye nasıl değsin ki!

Vatanı, bayrağı, devleti, davayı, mücadeleyi ve inancı bir kırbaç gibi şaklatanların vatan dedikleri güvenli siteleri; bayrak dedikleri iktidarları; devlet dedikleri onların imtiyazları ve inanç dedikleri, aslında sadece hayatlarından çaldıkları insanları kaderlerine razı ettiği için sevdikleri bir şey. Çünkü gerçekte inansalardı, inanmaya kabiliyetleri olsaydı, sevmeye ve utanmaya da kabiliyetleri olurdu. İnanmak ağızlarından köpükler saçarak bağırdıkları sloganlar olmazdı. Dava ve mücadele ise, davayı tarif edenlerin kayıtsız şartsız itaat istedikleri andan itibaren sadece bir egemenlik savaşıdır. Davası edilen şeye düşmandır o artık. Hayata düşmandır.

Sevdikleri yaşasın diye kendi canını dişine takan insana hürmet ederim, nefret ettikleri ölsün diye hayatını feda edene yazık! Nefret, hayata düşmandır. Kin, hayata düşmandır. İntikam hayata düşmandır.

Gerçekten sevmeden, gerçekten yaşamadan, gerçekten inanmadan, bir merakla iki büklüm olmadan, hayata değerli bir şey katmadan, bir imza atmadan, gerçekten acı çekmeden, gerçekten mutlu ya da mutsuz olmadan yaşanmış bir hayat sadece uzun bir can çekişmedir.

Her ölüm zamansızdır.

Sen öldüğünde bir sonraki hayata çullanır uğruna ölmen gerekenleri sıralayıp duranlar. Sen ölürsün ve hayat ölür seninle; sonrasına hazır da değilsindir; çünkü hayatın bir sonraki adımlarına ancak yaşamakla hazırlanırsın. Ölürsün yarım kalmış düşlerin, sevdiğin şarkılar, yağmur, devrim, dava. Ne vatan kalır seninle, ne bayrak kucaklar, ne devlet korur seni. Sevenlerinin kalbindeki sızıyla birlikte geride kalır onlar. Dava ölümünü yeni ölümler için yağmalayacak ve senin için “ölümsüzdür” dediğinde kastettiği, senden bir cümle, bir imza, bir eser olmayacak.

Ölümsüz olan ağaç dikendir, şiir yazandır, erdemli bir çocuk büyütendir; bir yarayı saran, bir hayatı onarandır.

Uğruna ölmeye değer şeyler elbette var; ama önce hayatı öneren şeylerdir onlar. Özgürlük ve sorumluluğu önceleyen şeyler; sevmeyi, hayata hürmeti ve merhameti en önemli emanetler olarak kavrayan şeyler. Hayatı savunmak için ölenlere teşekkür edip yaşamaya çalışmalıyız; yaşamaya ve incitmekten alıkoyan şeyleri yaşatmaya.

Tüm soytarılar meydana çıktı, tüm soytarılar kral oldu, tüm krallar çıplak. Kötülük kemale erdi.

Herkese adalet ve özgürlüğün, sadece hakkın safındakilerin, sevmeyi gerçekten bilen, bir sonraki lüküs kahvesini garantiye almak için bin takla atmayıp hakkı olmayan hiç bir lokmada gözü olmayanların, ya da mesela Allah’a gerçekten inananların günü geliyor.

Bağımsızlığın, doğru SÖZün, liyakatin, onurun, vicdan ve adaletin esas; gerisinin zulüm, vahşet, kukla düzeni, açlık, linç, hırs ve hüsran ürettiği yeniden ve bir kez daha ve daha bir netleşiyor. Denenmemiş maske kalmadı. Hepsi düşüyor.

Allah’ın kimsenin tekelinde olmadığı, kimsenin tanrıyı oynayamayacağı; hayat, özgürlük, hukuk ve adaletin herkes için olduğu herkese ayan ve usul usul beyan oluyor… Zamanı gelmiş cümleler kurulacak. Umutla başlayacak o cümleler ve hayatla devam edecek.

Yaşatılan her hayat, hayatı hayat kılan bir hayattır; her birimiz için bir umut. Hatırlayalım hayatın yaratıcısının ayetini: “Bir cana kıyan, bütün insanları öldürmüş olur. Bir canı yaşatan, bütün insanları yaşatmış olur”.

Zamanı gelmiş bir fikirdir hayat.

Sarıl insanlarına; hele hele düşman diye bellettiklerine sarıl. Bölüşülen ekmekten daha kalıcı bir slogan yoktur; düşmanın bile olsa bir hayatın konuşma hakkını savunmaktan daha hakiki bir siyasi mevzi yoktur.

Ölümcüllerden, onların hoyrat ellerinden, görmek istemeyen gözlerinden, şeytanlaşmış nobranlıklarından sakınarak; yalanların arasından, altından, üzerinden uzanıp ulaşalım birbirimize ki yaklaşan savrulmaya karşı onların çürütemediği ocaklarımız olsun. Direncimiz, inancımız, safımız.

Sabredelim ve temiz tutalım ellerimizi. ‘Vermek istemeseydi, istemeyi vermezdi.’

 

Ot Dergi, Nisan 2016 sayısında yayınlanmıştır.
Ot Dergi, Nisan 2016 sayısında yayınlanmıştır.

Bunu da okuyun...

Zulüm bizden kardeşim, bizden.

PAYLAŞIN: FacebookTwitterGoogle+PinterestE-mailWhatsApp “Çünkü aklımızda hep tutalım: İslam’ın ilerlemesini –her türlü ilerlemeyi- itaatkar ve teslimiyetçiler değil, cesur ...

NOT: Lütfen aşağıdaki "cevap yazın" formunu kullanarak yorumlarınızı ekleyin. Merak etmeyin, eposta adresiniz yayınlanmıyor ve paylaşılmıyor. Lütfen google reklamları için kusura bakmayın, Paypal Türkiye'den ayrıldığından beri siteyi yayında tutma masrafları için destek kaynaklarımız durdu.

Yazıyı sitenizde ‘blog’unuzda filan paylaşırken lütfen giriş kısmından sonrasına LİNK vererek buraya yönlendirin çünkü eklenen yorumlar da yazı kadar önemlidir ve düzeltme veya güncelleme yapabilirim.

 

3 yorumlar

  1. Ahmet Ağırakça

    Mehmet kardeşim harikasın çok güzel bir yorum tebrik ederim eskiden Zaman Zaman karşılaşırdık çoktan görmedim görüşmek dileğiyle.

  2. Teşekkürler Mehmet Efe

  3. zulmun sesinin çok çıktığı şu günlerde mazlumun nefesi olduğunuz için mustazaflar adına teşekkür ederim iyi ki varsınız.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*