Hep bir Meksika sınırım olsun isterdim, Alamancı komşumuzun siyah beyaz tevesinde kovboylar hep Meksika sınırına giderdi kimse dokunamazdı sınırı geçtiler mi Meksika sınırı isterdim en sevdiğim şairlere hep hapiste olurlardı nedense Hapis yatmış olurdu yoldaşım gönüldaşım saf tutmak istediğim namazda omuz omuza hapse düşersin derlerdi tutup ciğerimden yazsam en sevdiğim filim artisi hapsi boylardı illaki filmin en güzel yerinde Camimizin imamı edebiyat öğretmeni Meksika sınırımız olmadığından belki ortasında dururlardı en canalıcı lafın bir damar kabarırdı cümlelerinde meksika sınırı olsaydı Türkiyem’in ondokuz yaşımda sevdiğim kızla atlar geçerdim sınırı kimse dokunamazdı yerine Gayrettepe’de dayaklar yedim günlerce uyutmadılar siyasi şubede Şimdi Meksika sınırına iki saat mesafede tekrarlayıp duruyorum kendi kendime bir Meksika sınırı lazım her memlekete Meksika’nın kendisine de

(Meksikalı Göçmenler Geçebilir)
sen bu şiiri yazdın ya, nereye adım atsam herhangi bir sınır diye korkuyorum, geçiyorum ama ardımda bıraktığım kimse yok, sanırım sen benden daha şanslısın..
Bu şiirin etkisiyle İsmail Kılıçarslan, Tarık Tufan ve Selahattin Yusuf abilerimizin sunduğu Meksika Sınırı programını az mı izledik, onun etkisiyle Meksika’ya gidip o sınırı yürüyerek geçmek ve geçerken “DÜNYANIN BÜTÜN AMERİKALARINDAN DÜNYANIN BÜTÜN MEKSİKALARINA KAÇMAK” sözlerini hatırlayarak, var mı başka belleğimde sınır onuda aşayım diye düşünmek. O sınırı aşmak için beyazlara çalışmak ayrı bir çelişki.
Çelişkiyi abilerinize sorun. 🙂
Onlar artık cevap veremezler. eyleme geçirme mekanizmaları pas tuttu maalesef!
Emanet olun Yüceler Yücesine.