Ana / Nokta Atışlar / Emperyalizm özür dilemez

Emperyalizm özür dilemez

Emperyalizm bir medeniyettir.

“Dünya hepimizin ama küçük bir azınlık, İsa’yı çarmıha gerenlerin torunları,
dünyanın tüm zenginliğini ele geçirdi” (Hugo Chavez)

“NATO’nun varoluş amacı yaşam tarzımızın müdafaasıdır. Komünizm yerle bir edildi. Artık hiç bir inandırıcılığı kalmamıştır. İslamcılık yeni Bolşevizmdir” (Margaret Thatcher)

Kimse özür dilemedi Afrika’dan. Kimse özür dilemedi Afrika’dan kaçırılıp binek atlarından daha ucuza satılanlardan ve kırbaçlar altında büyüyen çocuklarından. Şu anda her gün ortalama 60 bin insan açlıktan ölürken, Afrika’nın altınları Avrupa saraylarını kaplamaya, elmasları diyet programlarıyla depresyona giren şişman beyaz boyunları süslemeye devam ediyor. Kimse özür dilemedi Amerika’nın yerlilerinden, Latin Amerika’nın kesik damarlarından. Kimse özür dilemedi Asya’dan; yakın, uzak ve ortası dahil. Kimse özür dilemedi Uzak Doğu’dan, en çok da Orta Doğu’dan özür dilemedi kimse.

Firavun da özür dilememişti. Cengiz Han da, Kuyucu Murat da. Ama Aydınlanmış Beyaz Adam barutu patlatmayı keşfettiğinde ise dünya, tüm diğer firavunlara rahmet okutacak yeni bir piramit düzeniyle tanıştı. Aydınlanmış Beyaz Adamın silahlı düzeni, Tanrı olmayı diledi ve bir karabasan gibi çöktü dünyanın ümüğüne. Kimse özür dilemiyor dünyadan.

Bir tanrılaşmak isteyen Silahlı Beyaz Adam vardı, bir de ötekiler. Ötekiler insan değildi. Siyah derililer insan değildi. Kızılderililer insan değildi. Sarı benizliler insan değildi. Esmerler insan değildi. Beyazlar asla insanları öldürmediler. Ötekileri öldürdüler. İnsana benzeyen ama karanlıkta, cahil, geri, ruhu yok bir şeylerdi onlar, Tanrı’nın yarım kalmış işleri. Teslim olanların ise, işe yaradıkları müddetçe yaşamalarına izin verildi.

Zamanla, yeterince aydınlanmamış herkes insan olmamaya başladı. Komünistler insan değildi. Yahudiler insan değildi. Beyaz kadınlar bile olsa olsa kullanışlı insanımsılardı.

Egemenliğini tahkim ettikçe, ‘emperyal’ alanı büyüdükçe, silahları da büyüdü. Tüm yağmalarının, tüm birikimlerinin en büyük payını daha büyük silahlar inşa etmeye ayırdı; olabildiği kadar çok ötekini, olabildiği kadar kısa sürede imha etmek için. Her şeyi silahlandırmayı, silaha çevirmeyi başardı. Sanatı, müziği, şiiri bile.

Boyun eğmeyenler, aydınlanmak istemeyenler vurula vurula direnmeyi öğrendikçe, Aydınlanmış Beyaz Adamın ötekiler tarifi de gelişti.

Yukarı kendisiydi, ötekiler aşağı. İleri kendisiydi, ötekiler geri. Birinci dünyaydı o, ötekiler üçüncü dünya. Geri kalmışlar insan değildi, az gelişmişler insan değildi. Gelişmekte olanlar, gelişmekten ileriye geçmeye kalkarlarsa, insanlıktan uzaklaşmaya başlarlardı; ülkelerinde terör patlar, ticaretleri iflas eder, sokaklarına kaos çullanırdı. Ötekiler barbardı, ötekiler ilkel.

Dünya tasavvuru egemenlik esaslı olan aydınlanmış adamın, egemen olduğu dünyaya verdiği nizam bir piramit düzeni oldu. Egemenlerin de egemenleri oldu.

Her şeyi parçaladı aydınlanmaya devam etmek için. Yeri, göğü, uzayı, toprağı, tohumu, atomu, genleri parçaladı. En çok da insanı parçaladı. Parçalardan öğrendiği her şeyi piramidini tahkim için kullandı. Fitne çıkarmak, savaş kışkırtmak, farklılıkları kanla derinleştirmek, kayıplarını gömmekle meşgul kazananı imha etmek, yerle-bir ettiği ülkeleri tarifesi üzerinden inşa etmekteki mahareti, kutsal kitaplardaki bütün şeytan tariflerine rahmet okuttu. Aşmadığı sınır kalmadı, özür dilemek hariç. Her şey, her şeyin onun kontrolüne geçmesi içindi. Makbul bulduğu yaşasın, bulmadığı ya makbul olmaya çalışsın ya da gebersin için. Tek dünya, tek dil, tek kültür. Her yaştan, her dilden insanın en derinlerine nüfuz edecek kıvraklıkta telkinler üretti. Bu telkinleri sindirmeyi sağlayacak melodiler, ışıklar, renkler geliştirdi. Kültür bombaları. Telkinlerini, gücünü ve aydınlığını yayacak endüstriler geliştirdi. Ekranlar, sayfalar, uydular, idoller, putlar hatta. İnsan haklarını, doğayı savunan sivil toplum kuruluşları üçüncü dünyanın gözlerinin içine soktuğu parmakları oldu. Herkes ona benzemek istemeliydi. İstemeliydi ki hep geride dursun.

Piramidin karşısına halkayı, paylaşmayı koymak cüretini gösteren Komünistlerin gelip herkesin elindekini avucundakini alacağını, herkesi aynı elbiselere zorlayacağını telkin etti mesela. Komünistlerden daha beter ve insanın insan üstünde selahiyetini temelden reddettiği için daha etkili olan İslâm’ın da çağın gerisinde kalması gerekti. Nispeten aydınlanmaya yaklaşmış Müslümanların kıymeti bilinmeyen işlerini, sanatlarını, icatlarını yağmalayıp geliştirmek de Silahlı Beyaz Adamın en tabii hakkıydı. Arabı İslam’dan soyup Arap olmanın tek başına bir değer olduğuna ikna etmek de öyle. Müslüman olmak, Arap olmak insana şeklen benzeyen ama aslında ‘başka‘ bir ‘öteki‘ şey olmalıydı. Olmalıydı ki filtresiz, frensiz imha edilebilsin, kobay farelerinden beter olabilsin; kayıtsız, şartsız teslim alınabilsin.

Şimdiki ötekiler terörist. 1985 yılında Amerika başkanı Ronald Reagan, Beyaz Saray’da bir grup sakallı ve cübbeli insanı ağırladı. Onlarla toplandıktan sonra düzenlediği basın toplantısında, parmağıyla, eski bir yüzyıldan gelmişe benzeyen o sakallıları işaret edip “bu adamlar” dedi, “bunlar, kurucu babalarımızın ahlakının timsalleridir.” O adamlar, Sovyet Rusya’nın işgaline direnen Afgan gerilla liderleriydi. CIA ajanları bütün İslam ülkelerinden “mücahit” toplamaya başladı. Aynı adamlar kısa süre sonra terörist oldular. 6 milyon insanı bir çırpıda katleden İngilizlere bizi rahat bırakın dediği için Gandhi de terörist idi, bugün tanklara veya panzerlere sapanla bilye atan taş atan 14 yaşındaki çocuklar da.

Oyun bozanlık eden beyazlara da acımadı, aydın gibi davranmaya çalışan aydınlara da. Beyaz Adamı herkesle eşitlemeye kalkan her kültür, düşünce, inanç ve felsefeye diz çöktürmeliydi o.

Aydınlanmış ve Silahlı Beyaz Adam, zorba egemenliğini o kadar ileriye ve o kadar çıldırtıcı bir kibirle götürdü ki kurbanlarının ya onun gibi olmaya çalışmak ya da çıldırmaktan başka seçeneği kalmadı. Bazıları onun kadar ileri gitmeye kalkıştı öteki saydığını öldürmekte. Ama ne onun kadar imha gücü yüksek ne de onun kadar aklanır olabildi eylemleri.

Bilinen ve en yüksek perdeden yapılan ilk terörizm tarifi, Amerika’nın eski dış işleri bakanı George Shultz tarafından 1984’de yapıldı. Dört kez tarif etti terörizmi Shultz: “Terorizm, bizim terorizm dediğimiz çağdaş barbarlıktır.” “Siyasi bir şiddet türüdür.” “Batı medeniyetine bir tehdittir.” ve “Batının ahlaki değerlerine en şiddetli tehdittir.” Aynı dışişleri bakanı, eski Yugoslav dışişleri bakanının “Filistinliler’in teröre başvurmalarının sebebi nedir sizce?” sorusuna, öfkeyle ve yumruğunu masaya vurarak cevap verdi: “Terörizmin bir nedeni yoktur.” Nedenler ve tanımlar, çifte standardı zorlaştıran şeylerdir.

Aydınlanmış Beyaz Adamın dünyaya egemen kıldığı dil, çatal bir dildir. Kurduğu her cümlenin en az iki anlamı vardır. Biri kendisi içindir, diğeri; ötekiler için.

‘İnsan’ dediğinde kastettiği kendisidir. Kendisine boyun eğmeyenleri ifritleştirmek, insandan daha az bir şeye döndürmek içindir hümanizm. İnsan hakları dediğinde kastettiği sadece Aydınlanmış Beyaz Adama benzemeye çalışmak özgürlüğüdür. Demokrasi, ötekiler için gereksiz bir lükstür aslında. Tattırılıp geri alınacak bir lolipop. Değerler sistemi ötekiler için kutsal, kendisi için keyfidir. Çünkü o yaratmıştır o değerleri, dilediği anlam ve bağlamı yüklemek yetkisindedir. Yetkisini gücünden alır. Meşruiyeti kendinden menkuldür.

Elindeki güç, ondan başkası için en iyi ihtimalle tehlikelidir. Ötekiler her an bir çılgınlık yapabilir çünkü. Hiroşima’yı gelecek bin yıl için hayattan silen bombayı atmak çılgınlığı artık sadece ötekilere mahsustur.

Aydınlanmış Beyaz Adamın tahkim ettiği dünya düzeni için gerçek, onun gerçek dediği şeydir ve dilediği zaman, gerçek dediğini gerçek dışı kılmak gücünde olmak ister. 11 Eylül günü ikiz kulelere kaçırdıkları uçakları bindirenler Arap teröristlerdir. Geride bıraktıkları pasaportlardan bellidir. O halde doğal olan 2 Müslüman ülkeyi işgal edip yerle bir etmektir.

11 Eylül’ün aktörleriyle hiçbir ilişkisi olmayan milyonlarca Afganlı ve Iraklı masum insan bombalandı, sakatlandı, kurşunlandı, dul bırakıldı, yetim bırakıldı; 3000 Amerikalıyı öldüren saldırının intikamı için. Dünyanın gözlerinin içine baka baka yalan söyleyerek. Beşyüz bin masum çocuğun katledilmesine “elbette değer” diyen Madeleine Albright‘a kimse özür dileyin demedi, kimse sokakları mumlarla donatıp yas tutmadı o çocuklar için. Kimse Afganistan’dan ve Irak’dan özür dilemedi. Afganistan ve Irak halkı, Amerikan bombaları ve kurşunlarıyla milyonlarca parçalanarak 11 Eylül Saldırısı için özür dilediler, dilemeye devam ediyorlar.

11 Eylül 2001’den sonra Avrupa’da, Amerika’da ve tüm dünyada sivilleri terörize eden tüm saldırıların yüzde biri bile dini nedenlerle motive edilmiş değildir. Salt çoğunluğu ayrılıkçı, ırkçı saldırılardır. Ama 11 Eylül’den beri, gerçek, Müslümanların namlunun ucunda değil, arkasında olduklarında haber değeri taşıdıkları gerçeğidir. Müslüman oldukları için öldürülen öğrenciler, depresyondaki çılgın bir adamın kurbanı olmuşlardır sadece; beyaz, Anglo-Sakson bir Hristiyan’ın değil. Anders Breivik yüze yakın Müslüman çocuğu infaz etti ve bunu Müslüman oldukları için yaptığını, Hristiyan olduğunu ilan etti, ama Hristiyanların bu katliamı lanetlemesi gerektiği kimsenin aklına gelmedi. Charlie Hebdo dergisinin çalışanları katledildiğinde dünyanın liderleri bir araya gelip kol kola teröre karşı yürüdü ve Müslümanların bu saldırıyı lanetlemesinde ısrar ettiler. Saldırıdan sonraki ilk altı günde, sadece Fransa’da, Müslüman sivillere yönelik altmıştan fazla saldırı resmen tespit edildi.

Aynaya baktıklarında aydınlanmış bir beyaz adam görmek isteyenler, dünyanın her yerinde Müslüman göçmen çocuklarının ve inandıkları Muhammed Peygamberin keçilerle pornografik maceralarını gösteren Charlie Hebdo karikatürlerini yayınlamak için kolları sıvadı. Benzetmek gerekirse, sınıftaki yoksul Kürt çocuklarını aşağılayıp intihara sürüklemekle övünen bir öğretmen, Milli Eğitim Bakanlığına olan nefretlerinin ruhlarını karartıp katillere döndürdüğü kişilerce katledildi diye iyi bir öğretmene döndü. Kimse horlanan Cezayirli çocuklardan özür dilemedi. Afganistan’da, Irak’da, halkı Müslüman olan ülkelerin çoğunda, beyaz adamın bizzat veya koalisyonları eliyle katlettiği binlerce yazar, şair, sanatçı, aydın, gazeteci için kimse lanetlenmedi, kimse özür dilemedi.

13 Kasım 2015, Cuma günü aydınlanmanın başkenti Paris’i dehşete boğan koordine saldırılarla yüzden fazla sivil Fransız katledildi. Egemenlerin ekranları, hoparlörleri, manşetleri ve gür sesli kocaman ağızları derhal, cehenneme çevrilmiş hayatlarından, o cehennemden sorumlu olanlara sığınan göçmenlere kapıların kapatılmasını haykırdı. İslam’ın şiddet dini olduğu, barbarlık ürettiği hatırlatıldı. Amerika’da iki başkan adayından biri camileri kapatıp Müslümanları toplama kamplarına almaktan dem vururken, diğeri, Suriye ve Irak’lı göçmenlerin ülkeye girmesine izin vermeyi, kuduz köpeklerin mahallede dolaşmasına izin vermekle aynı olduğunu söyledi mesela. (Gerçekten) IŞİD eylemi henüz üstlenmeden oldu bunlar üstelik. Otomatikman. Saldırganlar, Fransız Emperyalizminin kurbanı Cezayir’den Fransa’ya kaçmış göçmenlerin çocuklarıydı.

Kimse Cezayir’den, Fas’tan, Tunus’tan, (400 bin sivilin Fransız askerlerince infaz edildiği) Senegal’den özür dilemedi kimse. Cezayir 1 milyon insanı katlettiği için özür dilemesini istediğinde, “Bu işi tarihçilere bırakalım” cevabını veren Fransa, Türkiye’nin “Ermeni soykırımını tarihçilere bırakalım” önerilerine tüküren yasalar çıkardı. 1994’de Ruanda’da 800 bin insanın katledilmesine askeri destek götüren, 2011’de Libya’ya ilk hava saldırısını düzenleyen savaş Fransız uçakları, Paris’teki saldırıların hemen ardından, daha eylemi kimlerin yaptığı bilinmezken, Suriye’yi, Rakka’yı bombalamak üzere havalandı. Cumhurbaşkanı François Hollande, intikamımız “merhametsiz” olacak dedi. Öyle oldu. Bombaların üstüne “Paris’ten sevgilerle” yazdılar. O sırada Türkiye gibi “gelişmekte olan ülkeler”in televizyon ekranları, İslam’ın reformu konularını tartışan uzmanlarla doluydu. Stüdyoda oturan ve kimsenin görmek istemediği fil şuydu: İslam asla yeteri kadar reforme olamayacak zaten. Başından itibaren şikeli bir maç bu.

Bir ideolojiden, hatta bildiğimiz İslam’dan, bir sistem manifestosundan, bir felsefeden doğmadı IŞİD. Kan, ateş, işgal, çatışma, katliam ve umutsuzlukla Ortadoğuyu kasıp kavuran kaostan doğdu. Aydınlanmış Beyaz Adamın dayattığı çözümlerin ürünü IŞİD, el-Kaide’yi de aşan ve İslam’ı kelle kesmekle eşitleyen global bir algı operasyonu ve Müslümanların ortasında patlatılan adeta kimyasal bir saldırının adıdır. Amerikalı ve İsrailli uzmanlarca kollanıp gözetilmiştir. Komünizmi yendikten sonra İslam’ı yeni öteki olarak kodlayan Aydın Beyaz Adamın yeni “İslami Şeytan” şehvetiyle pompaladığı bir kara propagandanın adıdır IŞİD ve İslam toplumlarının gerçeği kılınmıştır. ‘İslami Ötekiler’ tipinde birileri ne zaman bir cinayet işlese, bir nokta altı milyar Müslümanın kolektif olarak özür dilemesi, saldırıları lanetlemesi, terörizme karşı olduğunu ilan etmesi istenir. Saldırganların sakallı olması veya tekbir getirmesi bile gerekmez. Esmer tenli olmaları yeterlidir. PKK, resmen Amerika’nın terörist örgütler listesindedir ama kimse Amerika’yı PKK’yı eğitip-donattığı için teröre destek vermekle suçlamadı. Suçlayamaz.

Kimyasal silahlarla donattıkları, katliamlarını akladıkları, sevip kolladıkları diktatör Saddam’ın Irak’ına 2 milyon sivili katlederek demokrasi götüren Amerika, Mısır’a demokrasiyi çok gördü. Desteklediği cunta rejimi binlerce silahsız protestocuyu kitlesel kıyımlarda katledip, kanguru duruşmalarda yüzlerce Müslüman aydını idam ederken sesi çıkmayan “hür dünyanın lideri”, haber bültenlerini yarıda kesip televizyonlardan canlı yayında, tüm dünyaya seslendi ve “iğrenç” Paris saldırılarını lanetledi, kurbanların ailelerine ve Fransa halkına başsağlığı diledi. Paris saldırısından sadece bir gün evet bir gün önce, iki IŞİD intihar militanı, Beyrut’ta Şiilerin yaşadığı kalabalık bölgede 43 kişiyi paramparça etti, 230 kişiyi yaraladı. Obama onlar için değil dünyaya, karısına bile seslenmeyi düşünmedi. Haber yapanlar, “IŞİD, Hizbullah’ın sivil kalkanlarını vurdu, al birini vur öbürüne” şeklinde duyurdu Beyrut katliamını. (New York Times) Beyaz Saray, bir kaç hafta önceki Ankara katliamını da duyurmak ve lanetlemek için haber bültenlerinin arasına girmeye yeltenmedi. Aynı hafta Afrika’da Boko Haram tarafından binlerce sivil, yine Yemen’de, Suriye’de yüzlerce sivil katledildi ama kimse lanetlenmedi. Banyas’da Esed’in varil bombaları çocukları imha ederken haber bültenleri yarıda kesilmediği gibi. Çünkü ölenler beyaz değildi.

Bir tek İsrail işgal askeri veya sivilinin burnunu kanatmayan roket atışları için sadece dünyanın en büyük açık hava hapishanesi ve toplama kampında yaşayan Filistinliler ve ülkelerinden atılmış vatansız milyonlarca Filistinlinin değil, aynı zamanda tüm İslam dünyasının özür dilemesi istenir. Kimse her seferinde binlerce insanı hurdahaş eden Gazze bombardımanları için İsrail’den özür beklemez. Obama, “meşru bir devletin kendini savunma hakkı vardır” der mesela dünyaya. Kimse işgalin ve işgale direnmenin meşruiyetini tartışmaz. Rakka’da mahsur yaşayan ve şimdi de Fransız bombalarıyla imha edilen siviller için kimse “Je Suis Syrians” demeyecek. Tıpkı kimsenin insansız hava uçaklarının her seferinde öldürdüğü esmer çocuklar ve Amerika başkanıyla aynı ten rengindeki çocuklar için oralı olmadığı gibi.

Müslümanlar, Araplar, Türkler, Kürtler için Amerika’da ‘Sub-Human’ (Alt-İnsan) tabirini açıkça kullanan politikacılar, aydınlar, sanatçılar vardır. Alt-İnsanlar, öyle kalmaya devam edeceklerdir vatan için, soy için, din için, mezhep için, ekonomik büyümeleri için, Aydınlanmış Beyaz Adamın dünya düzeni için, onun gibi yaşamaya çalışmak için öldükleri müddetçe. Dünyayı herkesin hakkı ve insanları eşit görmeye kalkmadıkları müddetçe. Kötülüğü kötüler, zulmü zalimler değil, ötekiler yaptığı müddetçe. Mazlumlar “bizden” değillerse mazlum olma hakkını elde edemediği müddetçe. Katliam fotoğraflarıyla bombardıman edilir dururuz, kimse dumura uğratılan kalplerden özür dilemez.

Müslüman olmanız da gerekmiyor öteki olmak için. Yeterince aydınlanmamışsanız, Hristiyan ya da beyaz olmanız da yetmez yeterince insan olmanız için artık. O aydınlanma, artık öğrenilir bir şey de değildir. İleri, çağdaş, medeni, modern aydınlık; artık babadan oğula geçen bir ayrıcalıktır ve krallardan özgürlük, eşitlik gibi anlamlarını içermeye değer bulduğu insan sayısı iyice daralmıştır. Sadece 10 uluslararası şirket, tüm dünya gıda piyasasının %73’üne sahiptir. 85 kişidir dünyanın en aydınlık insanları. Gerçekten, bugün, sadece 85 kişi, ayakta yolcusu olmayan bir İngiliz otobüsüne sığacak sayıda insan, tüm dünyadaki servetin toplamının yarısından fazlasına sahiptir.

Emperyalizmin doğal çocuğudur Kapitalizm. Satın almak için en çok çalışmamız gereken, hayatımızın her anında sürekli bir telkin bombardımanı altında arzulamamız istenen her şeyin adı İngilizcedir.

İki yüzlülükten her yerde ve ısrarla hesap sormaya başlamadıkça; güce tapmayı bırakıp herkese adalet istemedikçe; (Emperyalizm yalakalardan asla özür dilemez); çıldırmaya, ölmeye ve özür dilemeye devam edeceğiz.

“Bir tek masumun kanı ve canı pahasına özgür yaşamaktansa,
ellerim temiz bir köle olarak ölmeyi tercih ederim.” (Mehmet Efe, bir Müslüman.)

Bunu da okuyun...

Zulüm bizden kardeşim, bizden.

PAYLAŞIN: FacebookTwitterGoogle+PinterestE-mailWhatsApp “Çünkü aklımızda hep tutalım: İslam’ın ilerlemesini –her türlü ilerlemeyi- itaatkar ve teslimiyetçiler değil, cesur ...

NOT: Lütfen aşağıdaki "cevap yazın" formunu kullanarak yorumlarınızı ekleyin. Merak etmeyin, eposta adresiniz yayınlanmıyor ve paylaşılmıyor. Lütfen google reklamları için kusura bakmayın, Paypal Türkiye'den ayrıldığından beri siteyi yayında tutma masrafları için destek kaynaklarımız durdu.

Yazıyı sitenizde ‘blog’unuzda filan paylaşırken lütfen giriş kısmından sonrasına LİNK vererek buraya yönlendirin çünkü eklenen yorumlar da yazı kadar önemlidir ve düzeltme veya güncelleme yapabilirim.

 

7 yorumlar

  1. Margaret Thatcher’in o Nato toplantisinda bahsettigi sey Islam degil Islamizmdir. Bolsevizmin bittigini yerine islamizmin geldigini ifade eder. Kendisi bir islam dostu degildir ama yeni dusmanimiz islamdir diye cevrildiginde sanki islam dusmaniymis ve boylesine bir toplantida bunu dile getirecek kadar gozunu kan burumus sanabilirsiniz. Oysa konusma metninden cimbizlanmis bu cumleler sadece sizin yazinizda -ki cogunlukla hakli buldugum argumaninizi- desteklemekden ve hakikati carpitmakdan baska bir islev gormeyecektir.

    Batili ulkelerin somurgeciligin sonuclarina ve katliamlarina ise bizden ve diger dogulu ulkelerden daha samimi yaklastigina inaniyorum. Ingiltere’deki Hindistanli ve Pakistanli nufusun cogunlugu, Fransa’daki -kotu kosullarda dahi yasiyor olsalar- Cezayirliler ve diger Fransizca konusan Afrika uluslarindan gelenler ve diger Avrupa ulkelerinin somurgelerinden gelip orada ikamet edenler nezdinde bu uluslarin somurgecilikten cikan faturanin bir kismini odedigini dusunuyorum. Yeterli mi? Hayir. Bu onlarin gecmiste sizin yukarda siraladiginiz katliamlarin faciasini hafifletir mi? Hayir. Yine de en azindan bizim kendi tarihimizde yuzlesmekten, farkli sesleri duymaktan imtina ettigimiz konularda Avrupalilar karsi tarafin sesini de yukseltme becerisini gosterdiler. Sirp katliaminin -bulabildikleri- faillerini yine Avrupalilar yargiladilar. Bugun insanlar Rwanda’da bir katliam oldugunu biliyorsa, bunu oncelikle Amerikan sinemasina borcludurlar maalesef. Herkes her gun kitap okuyup, dergi takip etmiyor malumunuz.

    Elinize saglik, guzel bir yazi olmus ancak cok derinlikli ve farkli yonleri olan bir konu olmasi dolayisiyla hep birseylerin eksik kalmasi da kacinilmaz ancak Avrupa’nin da bu konuya cok elestirel yaklastigi gercegini goz ardi etmemek gerekir.

    • Avrupa’nın özeleştiri yaptığı düşüncenizi fazla olumlu bulmakla birlikte, Thatcher alıntısı konusunda sizinle hemfikir olmak durumundayım. Ben o konuşmayı İslam dediği şeklinde hatırlıyorum, “İslamcılık” değil (hoş, İslamcılık demiş olması aslında durumu çok değiştiren bir şey değil. İslami hayat tarzını savunan her kes İslamcı oluverir. Ucu çok açık şeyler bunlar) ne var ki yorumunuz üstüne internetten orijinal konuşmayı uzun süre aradım ve bulamadım. Başka bir alıntıyla değiştirdim. Teşekkürler.

    • Bahsettiğiniz Avrupalıların sadece günah çıkarma eylemidir.
      Ve gerçek değildir.
      Sadece bir ritüel..

  2. duygularima tecuman oluyorsunuz sayin Efe. Velakin her defasinda kendimi kıskaca alinmis, caresiz, kusatilmis gorunce daraliyorum. Bundan sonraki yazilarinizda sorunlarin yaninda çozum önerileriniz i bekliyorum.
    Dua ile.

    • Yazının sonlarında, “Müslümanlar, Araplar, Türkler, Kürtler için Amerika’da ‘Sub-Human’ (Alt-İnsan) tabirini açıkça kullanan politikacılar, aydınlar, sanatçılar vardır. Alt-İnsanlar, öyle kalmaya devam edeceklerdir vatan için, soy için, din için, mezhep için, ekonomik büyümeleri için, Aydınlanmış Beyaz Adamın dünya düzeni için, onun gibi yaşamaya çalışmak için öldükleri müddetçe. Dünyayı herkesin hakkı ve insanları eşit görmeye kalkmadıkları müddetçe. Kötülüğü kötüler, zulmü zalimler değil, ötekiler yaptığı müddetçe.” diye başlayan paragrafda neler yapabileceğimize dair düşünceler var. Her yazımda var bu aslında.

  3. ELİNİZE YÜREĞİNİZE SAĞLIK..NE KADAR GÜZEL ÖZETLEMİŞSİNİZ.BU GÜNLERDE OKUDUĞUM EN GÜZEL YAZI…

  4. Kayaları parçalayıp çatırdatan su berraklığında bir yazı okudum.İnsanlığın haykırışı ve çığlığı vicdanınızdan fışkırmış.Vicdanınızdan bizim vicdanlarımıza da aktı.Çok teşekkür ediyorum bu çalışmanızdan dolayı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*