Ana / Nokta Atışlar / Ak Parti’li olmaktan daha önemlisin.

Ak Parti’li olmaktan daha önemlisin.

Senin iktidarın için öldürüldüler...

Ak Parti’nin bugün dönüştüğü yapının sembolü 1150 odalı saray olabilir. Tüm ülkeyi kapitalizmin çöplüğüne çevirmiş rant yapılaşması olabilir. Havuzlu konutlarında ayetlerle makara geçen ithal bakan, her devrin tetikçisi becerikli hainler veya kamu imkanlarından hayalini kuramayacakları imtiyazlar elde ettiğinden her gün daha fanatikleşen nargile kafalı orta zekalı troller de olabilir. Ben size daha çarpıcı tipik bir örneği hatırlatmak istiyorum. Adı: Yusuf Yerkel.

13 Mayıs 2014’te 301 madencinin can verdiği, bangır bangır geldiği görmezden gelinen iş katliamının ardından o sırada Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan Soma’ya gittiğinde, yaşadıkları facianın öfkesiyle protesto eylemi yapanlardan Erdal Kocabıyık, başbakan konvoyunun yakınına kadar gidip bir koruma aracına tekme atmıştı. Bir maden işçisi olan Erdal Kocabıyık, Soma işletmelerinin bir başka madeninde çalışıyordu, ölen madenciler arasında yakınları vardı. Özel Harekatçı Polisler Erdal’i derhal derdest etmiş yere yatırmışlardı. Aniden yere yatırılmış, etkisiz hale getirilmiş, kendini savunacak hiçbir durumu kalmamış bu maden işçisinin tepesine koşarak gelen bir figür dikilmiş ve yerdeki işçiyi hırsla, kinle tekmelemeye başlamıştı. O tekmenin fotoğrafı tüm ülkede ve dünyada ağızları açık bırakmıştı. İşte o tekmeci, Başbakan Danışmanı Yusuf Yerkel’di.

Yusuf Yerkel, özür bile dilemediği davranışından ötürü sadece pozisyonunu kaybetti. O günden beri hakkında herhangi bir adli işlem yapılmayan Yusuf Yerkel, Başbakan’la çalıştığı pozisyonu kaybetti ama kadrosuna, memuriyetine, maaşını almaya, imtiyazlarının keyfini sürmeye devam ediyor. Öte yandan tekmelenen maden işçisi Erdal Kocabıyık evine gittiğinde evi basıldı, gözaltına alındı, şüpheli olarak sorgulandı. Savcıya “10 yıllık madenciyim” diye isyan etmeye başlayınca serbest kalabildi. Ak-Troll olarak bilinen Esat Ç. adlı bir Twitter kullanıcısı, “Soma’lı olmayan TGB üyesi bir provokatör Başbakan danışmanını darp edip şahsına ve Başbakan’a küfür edecek ama karşısındaki susacak öyle mi?” yaygaraları yapmıştı hakkında.

Erdal Kocabıyık’a bir yıldır hiçbir madende iş verilmedi. Medyadan uzak duran ve ailesinin geçim derdiyle her gün iki büklüm hamallık yaparak geçinmeye çalışan Erdal’ın eşi Derya Kocabıyık nihayet bir kaç gazeteciyle konuştu. “Eşimi hiçbir madende işe almıyorlar. Bütün şirketler kapılarını kocamın yüzüne kapattı. Şimdi hamallık yapıyor” dedikten sonra, eşinin tekme salladığı arabada hasar oluştuğu gerekçesiyle 543 lira para cezası aldıklarını duyurdu. Gerçekten, 543 TL para cezasına çarptırılmışlar!

Dahası var: Erdal Kocabıyık’ın ayrıca Başbakanlık koruma aracına hasar verdiği için hakkında 6 yıl hapis cezası talebiyle soruşturma açıldığı da iddia edildi.

Bu arada Soma Holding’e 7 yılda 70 milyarlık ihale verildiğini biliyor muydunuz?

Peki bu noktaya nasıl gelindi?

Hiçbiri, Hz. Ömer’den daha iyi insanlar değil.

Ülkede ekonomiyi, hukuku, eğitimi, ulaşımı, sağlığı, çevreyi, yargıyı, güvenliği, iletişimi, haberi, medyayı, suyu, havayı her şeyi kontrol etme veya etkileme kudretinde bir piramit düşünün. Ve piramidin tüm odalarında, karar veya yetki sahibi hemen hemen herkesin, her müdürün, yöneticinin, başkanın, koordinatörün, müşavirin, liderin, kaymakamın, valinin, bakanın…. kontrol ettikleri yerde kendilerinden daha zeki, daha bilgili, daha ehil veya daha ahlaklı gibi görünen hiç kimseye geçit vermediklerini düşünün. Kimsenin kendisine kayıtsız şartsız itaat etmeyen hiç kimseyi hiç bir makama atamadığını, hiç kimsenin kendisine çıkar sağlayamayacak veya kontrol edemeyeceği hiç kimseye referans olmadığını düşünün.

En alttan en tepeye, bir yukarıdaki pozisyonu elde edenin civarına asla kendisine itiraz edecek, kendisinden daha zeki, daha yetenekli, daha ahlaklı hiç kimseyi istemediğini, geçit vermediklerini düşünün. Herkesin birbirine numara yaptığını, herkesin birbirine “binek mi olur, inek mi olur; binekse bineyim, inekse sağayım” gibi baktığını düşünün. Böyle bir ilişkiler süreciyle örgütlenmiş bir ikiyüzlülük piramidi düşünün.

Bunu gözününün önüne getirdiğinizde, 13 yıllık iktidar tecrübesinin sonunda Ak Parti’nin geldiği yeri, dönüşümünü, ödüllendirme kültürünü, geliştirdiği başarılı insan tipini, tüm kurumlarında baskın hale gelmiş karakteri de net biçimde görmüş olacaksınız… Çünkü iş tutma tarz ve kültürünü bir öncekilerden miras aldılar; dahası, o mirası bir de dindarlık kimliğiyle yeşile boyadılar.

Prensiplerden, ahlaktan, hak ve hukuktan, adaletli olmak teyakkuzu veya takvadan hareket ederek oluşturmaya çalıştıkları bir iş ve yaşam kültürü değil bu. Kolay olanı, dostları çabucak alışverişte gösteren yolları tercih ettiler. Küçük kazanımları dev, büyük yanlışları cüce görmeyi seçtiler. Bir dönüşüm süreci bu.

Hala zeki, yetenekli, kültürlü, ahlaklı hatta ehliyet sahibi insanlar var orada. Sayıları her gün azalan insanlar onlar. Kendilerini, prensiplerini, ölçülerini alçaltmadan, inandıklarını tekzib etmeden emanet aldıkları işlere devam etmelerine izin verilmeyen insanlar onlar. Bir şekilde dillerini ısıran, dişlerini sıkan, “ya sabır” çekerek “başka alternatifimiz olsa keşke” diye dua ederek her gün çabalayan insanlar onlar. Ve onların bin bir meşakkatle ikna edip üretebildiği bir kaç şeyin, çevrelerindeki yamyam sürüsünün kapış kapış ederek kısa zamanda tükettiği, yozlaştırdığı, hak etmedikleri maaşlarını ve imtiyazlarını meşrulaştırmak için o dürüst insanların emeklerini talan ettiği bir yapı bu. Koridorları her gün biraz daha kesif bir yalan, hased, gıybet, hırs ve riyakarlık atmosferiyle kaplı bir yapı. Doğru bir iş yapmaya kalktıklarında bile ellerine yüzlerine bulaştırıyor, işi anlatırken pot üstüne pot kırıyor, kırdıkları potları nasıl tamir edecekleri hakkında en ufak bir fikirleri olmadığından derhal hazırda duran klişe düşmanlardan veya sebeplerden birine sığınıp, arkasına hakkı ve halkı aldığından emin bir dava adamı pozuna giriyorlar. Daha kifayetsiz olanları, düpedüz cazgırlığa sığınıyor.

Bu yapı artık yalanlarına kılıf olabilecek cümleleri bile kuramaz hale gelmiş durumda. Yaptıkları her şey her Müslümanın yüzünü kızartacak hale geldi. Cümle kurabilecek insanları satın alıp duruyorlar. Fiyatlar yükselip duruyor. Ajanslar temcit pilavları sürüyor halkın önüne. Yetenekli insanlar yapının içine girer girmez, yapının geldiği halden ötürü, o atmosferi soluyunca, kısa sürede beyin felcine uğruyor.

Bakın Merkez Bankası eski başkanı ne demiş? 2015 yılı bütçe ödeneklerinden 71 milyar, ”diğer” harcamalar için ayrılmış. Bu diğerin içinden 8 milyar, ”diğer kişi ve kurumlara ödenen danışmanlık ücreti” olarak verilmiş. Bütçeden işçiye ödenen miktar ne kadar dersiniz? 1,2 Milyar.

Bizden istedikleri budur: Saraydaki bir bardağın fiyatına bir ay yaşamaya razı olalım. Yakınları katledilen madenciyi tekmeleyen yiğit danışmanları finanse etmeye devam edelim, yere yatırılmış işçinin değil, onu tekmeleyenin yanında saf tutalım; yoksa öcüler bizi yiyecek

KARDEŞİM, SEN ONLARIN HEPSİNDEN DAHA AKILLI, DAHA İYİSİN!

Artık hiçbir numaralarını yemediğimizin farkındalar. Tek kredilerinin, muhaliflerin ikna gücünün zayıflığı olduğunun farkındalar. Çürümüş düzenlerinin devamı için senin yardımına ihtiyaçları var. Her şeyi denemeye çalışıyorlar. Daha önce denemeye çekindikleri şeyleri bile.

Bize zorbalık ve linç düzenini vatan, soru soranları boğmayı hukuk, güruh davranışını millet, yalan ve ikiyüzlülüğü direniş diye yutturmaya çalışıyorlar..

Hiçbir filtresi, nefsi kontrol mekanizması kalmamış şaşkınlık içindeki saray değnekçileri gibi davranıyorlar. Müslüman gençliğin bu yapıya çantada keklik olmadığını hatırlatması gerekiyor.

Oğlu paralel bir hükûmet gibi davranan, teşkilat dağıtıp THY gibi kurumlarda operasyon çekebilen, vakıf çatısı altında arsa imparatoru olan, 100 milyonlarca dolarlık gemicik filosu sahibi Cumhurbaşkanı, “benim evlatlarım bu ülkenin vatandaşı değil mi” diyor. Taşeron firmaların ümüğünü sıktığı insanlara “nankörlük etmeyin, işiniz var” diyebiliyor. Üniversiteden sonra sizi bekleyecek hayatın bu piramit dışında nefes alamayacağınız bir hayat olduğu gerçeğini, sizin de, Erdal Kocabıyık’ların da, Parti’nin Ağrı mitinginde bir grup erkeğin alenen dövdüğü başörtülü kadının da ve o kadının yanında terörize edilen çocuğun da bu ülkenin vatandaşları olduklarını hatırlamanız gerekiyor.

Nerede olursak olalım, artık hiçbir şekilde Yusuf Yerkel’lerin safında olmadığımızı, yerimizin Erdal Kocabıyık’ların yanında olduğunu ifade eder şekilde hareket etmemiz gerekiyor. Bize din, dava, ümmet, devrim klişelerini her tekrarladıklarında, söyledikleri cümlelerin Yusuf Yerkel’leri beslemeye devam etmemiz anlamına geldiğini hatırlayalım. (Ve haşa, Allah’ı tekellerine almadıklarını da hatırlatalım onlara.)

Gerekirse sistemi boykot edelim ama bu yapının payandaları olmayı reddedelim. Ak Parti koridorlarında dişini sıkıp “La Havle” çeken namuslu insanların elini güçlendirelim, onlara yalnız olmadıklarını hatırlatalım.

“Kimseden şefaatçi kabul edilmeyecek o güne”, herkes kendi yolunu çizerek gider. Kimse kimsenin çobanı değil.  Ölçü İslam, ölçü herkes için adalet, ölçü vicdandır. Korkunun ecele, konjonktürün kısmete, iktidarın sırat köprüsüne gerçekten faydası yok.


 

Konuyla ilgili şu yazıları da tavsiye ederim:


Nazmiye Gözbaşı'nın bu görüntüsü, Ermenek Katliamı'nın sembollerinden biri haline gelmişti...

NAZMİYE ANNE’DEN DE Mİ UTANMAYALIM?

Buraya bakın, burada, bu kalbi paramparça annenin elleriyle kazdığı kara toprağın altında, yaşasaydı umurumuzda olmayacak, hayatı, hayalleri maliyet hesaplarına biçilmiş 23 yaşındaki İsa Gözbaşı gömülüdür.

‪‎Soma‬ Katliamı’nın bangır bangır geldiğini görmezden gelen kalpsizler, sorumluluklarını hatırlamayı reddetikleri için Ermenek‬‘de boğdurulmuştur.

Emeklilik maaşıyla geçinmeye çalışan annesi Nazmiye Gözbaşı, Kömürü ucuza getirmek için hayatı kâra değişenlerin verdiği 105 bin lira dahil hiç bir şeyi almadı…

Nazmiye Anneler, aç gözlülüğün egemenliğine mütevekkil ve Müslüman bir karşılık verdiler. İşte inanmak böyle bir şeydir.

 

Nazmiye ile Ali Gözbaşı çifti, henüz bir yaşındayken evlat edindikleri İsa Gözbaşı'nın Ermenek'teki kömür ocağında yaşamını yitirmesinin ardından verilen 105 bin lira dahil, herşeyi reddettiler.
Nazmiye ile Ali Gözbaşı çifti, henüz bir yaşındayken evlat edindikleri İsa Gözbaşı’nın Ermenek’teki kömür ocağında yaşamını yitirmesinin ardından verilen 105 bin lira dahil, her şeyi reddettiler.

 

Bunu da okuyun...

Zulüm bizden kardeşim, bizden.

PAYLAŞIN: FacebookTwitterGoogle+PinterestE-mailWhatsApp “Çünkü aklımızda hep tutalım: İslam’ın ilerlemesini –her türlü ilerlemeyi- itaatkar ve teslimiyetçiler değil, cesur ...

NOT: Lütfen aşağıdaki "cevap yazın" formunu kullanarak yorumlarınızı ekleyin. Merak etmeyin, eposta adresiniz yayınlanmıyor ve paylaşılmıyor. Lütfen google reklamları için kusura bakmayın, Paypal Türkiye'den ayrıldığından beri siteyi yayında tutma masrafları için destek kaynaklarımız durdu.

Yazıyı sitenizde ‘blog’unuzda filan paylaşırken lütfen giriş kısmından sonrasına LİNK vererek buraya yönlendirin çünkü eklenen yorumlar da yazı kadar önemlidir ve düzeltme veya güncelleme yapabilirim.

 

3 yorumlar

  1. Sevgili Mehmet Efe,
    Ülkenin aynı ikliminde büyüyerek aynı okulunun koridorlarında yüksek tedrisat gören; seni, ilk gençlik yıllarımızdan beri takip eden, doksanlar kuşağının ümidi iken kaybeden ama tekrar bulduğunda kendisi gibi hiç değişmediğini anlayan; hala diri, hala doğru ve hala vicdanlı kalmayı başarmış bir güzel abimiz olarak geri bulan; kalemini bu çürümüş, bu irin tutmuş yaraya her sapladığında akıttığın pis kan boşaldığında iyileşeceğiz sonunda umarım ve inşallah. Ama…
    Azız, gerçekten çok azız ve giderek azalıyoruz.

  2. Yazıya eyvallah.Ama son twitinizde HDP ‘nin desteklenmesine dair yazınıza katılmıyorum. Zira AKP’ye kızıp daha düne kadar 53 kişiyi katledenlerle kolkola girmek, Yasin Börü’nün katillerine destek çıkmak, başta belrittiğiniz bütün değerleri inkar etmekle eşdeğerdir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*