Ana / Tefrika / Ak Parti adlı piramit…

Ak Parti adlı piramit…

Tekme
“Bir hesaba göre, insan DNAsının aşağı yukarı üçte bir ila yarısı
parazitlerden oluşmaktadır. Genlerimizin bir parçası olan bu parazitler
son derece çeşitli ve inanılmaz başarılıdır.”
— Carl Zimmer
‘The Power of Parasites (‘Parazitlerin Gücü)’ başlıklı,
Columbia Üniversitesi konferansından.

Ak Parti bizimdir. Bizdendir. Bünyemizin ürünüdür. Kendi canavarımızdır.

Hepimizin yüksek sesle söylemesi gerekiyor artık Mamoste. Ak Parti artık baskın karakteristiği ahlaksızlık, dejenerasyon, ifsad ve nifak olan devasa bir piramit düzeninin adıdır. Beyazlar giyen kara bir piramit. Bizim selametimiz diye kodladığı kendi selameti için kanımızı akıtmaya tereddüt etmeyecek bir piramit. Zalim bir piramit.

Arsızlık kültürü üreten bir sürgit devinim organizması; merdivenlerine varan herkesi içinden geldiği bünyeye karşı mülevves bir otoimmün hastalığına çeviren bir piramit. Merdivenlerini çıkan herkesi, bir aşağıdakini hurdahaş etmeye zorlayan bir piramit.

Halka ve hakka ait olması gereken otoritenin, parti çevresinde yoğunlaşmış bir azınlığın kibirli tekeli haline geldiği, baskın karakteristiği fırsatçılık, ikiyüzlülük ve yağcılık olan ehliyetsiz bir küçük adamlar azınlığının hegemonyasını finanse eden, itirazsız kabul etmeyen herkesin yaşam hakkını zorlayan ve ülke bünyesinin dilini kullanarak bünyeyi sürekli kandıran bir oligarşi piramidi. Kendisinden başka hiçbir Müslüman kurumun ayakta kalmasına izin vermeyen bir piramit.

Sorgulayan, omurga sahibi, ahlaklı veya erdemli tutum, davranış ve kişilerin kızağa alındığı, dışlandığı, safdışı edildiği, kumpasa getirildiği, listelerin dışında bırakıldığı, aşağılandığı, hançerlendiği, ekmeğiyle baskı altında tutulduğu bir piramittir Ak Parti.

Merdivenlerine ulaşan halkın temayüllerinin bile sadece dönüştürülecek, değiştirilecek veya elimine edilecek tehditler olarak kodlandığı bir piramit.

Hemen hemen her kademesinde kindarlık, iftira, yalan, irtikap, başkasının emeğini sömürü, düzenbazlık, münafıklık ve arsızlığın egemen olduğu; fırsatçı su kurnazlarının, manda gölgesinde cüsse arayan kemirgenlerin, içlerindeki arzu hayvanlarını mahmuzlayan, yedikçe acıkan ve her yarıktan sızma kabiliyeti dışında hiçbir yeteneği olmayan komisyoncuların, taşeronların, midesi büyük ruhu küçük adamların, güçten başka hiç bir şeye gerçekten inanma kabiliyeti kalmamış himmet dilencilerinin ödüllendirildiği; güce yaklaştıkça reisle kolkola resim çektirmenin büyük cihada dönüştüğü, devrimcilerin memurlaştırıldığı bir piramit. Yalanlardan, ihanetlerden, istismardan istif edilmiş bir piramit.

Elde ettiği gücü kaybetmemek için sağlıklı her aklın kavramakta zorluk çekeceği refleksler üreten; kaygan, kıvrak, yapışkan, büyüye-duran organik bir piramit.

Kemalizm kanserinden kurtulmaya çalışan bir ülkenin mücadele dinamiklerinden doğup genetiği değişen bir antikor gibi; ülkenin tüm bünyesine sirayet etme kabiliyeti hayli yüksek, temas ettiği her şeyi ifsad eden ve her geçen gün kurtulması çok daha zorlaşacak yeni bir kanser olma yolunda hızla ilerleyen bir piramit.

Kemalizm, gücü elinde bulunduran ama ülkenin bünyesine, genlerine bir türlü nüfuz edemeyen yabancı bir tümör gibiydi. Hiç bir zaman kendisini ülkenin doğal bir parçası gibi yutturmaya çalışmadı. Zorla değiştirmeye, dönüştürmeye çalıştı. Batılılaşmaya, çağdaşlaşmaya egemenliğinin garantisi olarak iman eden bir piramidin adıydı. Ve ona direnişin acılı dehlizlerinde doğdu bu yeni parazit; ülkenin kanından, mücadele genlerinden çıktı. Bir antikor olarak başladı yoluna ve güçle karşılaşınca, gücün tadını alınca bir parazite dönüşmeye başladı. Hayatında ilk kez şekerleme tadan aç bir çocuk gibi asıldı gücün memesine. İktidarın memesi öğretmeni oldu o çocuğun. Küçük zaferler verdi iktidar ona ve büyüyen pamuk şekerler. Sağlıksız büyüdü çocuk, sorumsuz, terbiyesiz. Söz dinlemiyor artık.

Bizden aldı izinlerini. Bizden aldı fetvasını. Acılarımızdan. Sabırsızlığımızdan. Komplekslerimizden. Korkularımızdan. Maslahattan aldı fetvalarını. Ve Cumhuriyetin tükettiği takatimizin tembelliğinden. Müslüman bir partiyi seçince, Müslüman olma sorumluluk ve ahlakını da delege etmek kolaycılığımızdan. Şimdi bu delege, efendimiz oluyor.

Bünyemizin tüm direniş mekanizmalarını, tüm antikorlarımızı ya absorbe ediyor, ya da birer birer yok ediyor. Klonlayıp duruyor ürettiği trolleri. Aritmetik büyüyor ürettiği yozlaşma. Filtresi kalmadı, freni yok. Ona, kendimize ve ülkemize yapabileceğimiz en büyük iyilik, çok geç olmadan bünyemizin dışına atmamızdır.

Irak’ın işgali sırasında, maslahat adına, reel politik adına sergilediği omurgasızlık yanına kar kalmasaydı, Suriye’de işlenen cürümlere ortak olmaya cesaret edebilir miydi?

1,5 milyar Müslümanı, ajanlar ve maşaları psikopatlardan oluşan, tamamı bir kaç binlik vahşet güruhlarının temsil ettirildiği bir dünyada, o maşalarla iş tutmayı derin strateji diye yutturmaya kalkabilir miydi?

Roboski katliamı yanına kar kalmasaydı, TÜM HALK için kullanma sözü ile ödünç aldığı halk iradesini; halkın Gezi tepkisini bölme, dışlama, yalan ve linç ile ifsad etmeye kurban edebilir miydi? 19 yaşındaki Ali İsmail Korkmaz’ın sokak ortasında linç edilerek katline pişkin pişkin sırıtabilir, 14 yaşındaki çocuğa terörist diyebilir, kuzusunu kaybeden anneyi yuhalatabilir miydi? Berkin Elvan gibi çocuklarımızın kıyımına yazılan ağıtlara, Burakcan Karamanoğlu adıyla saldıran parazitler nereden çıktı sanıyorsun Mamoste?

Başörtülü Bacım yalanları yanına kar kalmasaydı, Rize’li köylü kadınlar Jandarma coplarıyla dövülebilir miydi?

Cunta anayasasını herkese adalet ve halkın iradesinin tecellisi yönünde değiştirmeye gerçekten zorlansaydı, ihale kanununu dilediği gibi 164 kez değiştirebilir miydi? Haliç’e kazıklar dikemeseydi, Sulukule’yi yağmalayamasaydı, kimseye hesap vermek zorunda kalmadan dediğim dedik kamu projeleri yapamasaydı, tüm uyarılara kulak tıkayıp gününü kurtaracağını sandığı Kanal İstanbul gibi bir vahşete kalkışabilir miydi?

Üç-beş kuruş için, ilelebet ve kelimenin tüm anlamlarıyla gerçek bir SOYkırım’dan başka bir şey olmayan GDO’nun azında zarar yok diyebilir miydi? Gelecek bin yılımızın genlerini, Tanrı’yı oynayan kapitalist şirketlerin insafına ipotek etmeye imza atmaya elleri varır mıydı?

Davutpaşa’da iş cinayetlerinde katledilen işçilerin ailelerine sus payı teklif edemeseydi, Soma katliamına fıtrattandır diyebilmek aklına gelir miydi? “Abi Mahmut çıkamadı! Beni bırakın bekarım onu alın. Onun karısı hamile” diyen ve çıkamayan Mahmutlara ‘iks oldu’ diyebilir miydi?

Askerlerin yere mıhladığı vatandaşı şehvetle tekmeleyen danışmanları bağrına basmaya devam edebilir miydi?

Haşa, “Allahü Teala’nın bütün vasıflarını toplamış bir lider” diyebilen liste vekillerini, faize helal diyen düzenbaz din profesörü padişah soytarılarını ödüllendiremeseydi; Allah’ın ayetlerini makaraya sararak ülkenin inanç genlerine kıçıyla gülen şarlatanları zafer balkonlarında sergilemek, kamu kuruluşlarına atamak cesaretini gösterebilir miydi?

Ülkenin hormonları tavan yapmış ve gelecek umudu kestirmeden köşe dönmeye indirgenmiş genç enerjisinin bir kısmını, ‘Taksim gösteri yeri değil’ ile adeta alay ederek kışkırtıp değnekçiliğe indirgenmiş kolluk güçleriyle vahşice döverken, diğerlerini aynı yerde gösteri yapan yandaşlara indirgeyerek, Sultanahmet Meydanı’nda izinli gösterilerde toplu namaz kıldırarak, yani ‘ya yandaşsın ya milli düşman’ı de-fakto bir realiteye dönüştürerek canlı tutuyor sürgit devinimini. Piramidin sürgünleri Ayasofya açılsın diye yırtınırken, piramit; halkın nefes alanı parkları, tarım alanlarını, genlerimizin sağlıklı kalmış son köylerini engelsiz, sorumsuz yağmalamaya böyle devam ediyor.

İşçinin canının sedyeden daha az kıymetli oluşuyla besleniyor.

Dün yaptığına bakıp bugün ürettiği mülevves çirkefi hoş görmekten alıyor kudretini. Küçük yalanların yanına kar kalmasıyla ikame ediyor büyük yalanlarını.

Sen sana abi diye yutturulan maşaların direktifiyle seni alkışlamadı diye farklı cümleler kuranlara hain, korkak veya öteki diyebildiğin müddetçe artmaya devam edecek kudreti.

Bizden alıyor gücünü; susanlarımızdan, korkularımızdan, kabuslarımızdan. Allah’a havale etmekle görevini yaptığını sananlarımızdan. ‘Yapıcı eleştiri yap’, ‘eleştirmektense çözüm sun’, ‘olumsuz olma’, ‘ikna edici ol’, ‘eleştirinin yeri ve zamanı var’ diyenlerden alıyor gücünü. Daha iyisi yok diyenlerden. Aynası kibir üreten bir piramit bu kardeşim, bu piramit artık söz dinlemiyor, sözü kahpesi yapmış. İnancı da hukuku da kahpesi yapmış.

Buzdağına dogru ilerleyen Titanik’in lüks kamaralarında, ’n’olcak bu Avrupa’nin hali diyen’ aydınlar gibi, köşesinden kalkıp pencerelere bakmayan körleşmeden alıyor gücünü. Hem nalına hem mıhına vurmayı ödüllendirerek pekiştiriyor vantuzlarını bu piramit.

Artık hiç kimse Ak Parti’nin elinden ve dilinden emin olamaz.

Bu organizmanın ürettiği sahte saadet zincirleri, domino taşları gibi tüm yapıtaşlarımızın içini boşaltmadan, saflarını inceltmenin, piramidi geriletmenin yollarını bulmamız gerekiyor Mamoste. Bünyemizden kusmanın. Hayır demenin, yeter demenin zamanı geçiyor.

Bulunduğumuz her yerde piramitle ayrışmamız gerekiyor.

Hatırla Mamoste: Ahlakın, herkese adaletin, Tevhid’in (birlik), selam’ın safında olmak sorumluluğumuz olduğunu, ama muzaffer olmak gibi bir sorumluluğumuz olmadığını hatırla. Adaletin safındakiler, Allah’la halka tutanlardır, hatırla ve güce muhtaç olmadıklarını.

Hatırla ki, Allah’ın desteklediğini tüm dünya karşısına alsa yenilgiye uğratamaz, Allah’ın desteğini yitireni, tüm dünya desteklese onu koruyamaz. (Maide/105, Âli İmran/144-176)

#AkPiramit

Bunu da okuyun...

Zulüm bizden kardeşim, bizden.

PAYLAŞIN: FacebookTwitterGoogle+PinterestE-mailWhatsApp “Çünkü aklımızda hep tutalım: İslam’ın ilerlemesini –her türlü ilerlemeyi- itaatkar ve teslimiyetçiler değil, cesur ...

NOT: Lütfen aşağıdaki "cevap yazın" formunu kullanarak yorumlarınızı ekleyin. Merak etmeyin, eposta adresiniz yayınlanmıyor ve paylaşılmıyor. Lütfen google reklamları için kusura bakmayın, Paypal Türkiye'den ayrıldığından beri siteyi yayında tutma masrafları için destek kaynaklarımız durdu.

Yazıyı sitenizde ‘blog’unuzda filan paylaşırken lütfen giriş kısmından sonrasına LİNK vererek buraya yönlendirin çünkü eklenen yorumlar da yazı kadar önemlidir ve düzeltme veya güncelleme yapabilirim.

 

61 yorumlar

  1. Uzun söze hacet yok. İçten bir “Allah razı olsun…” duası gönderiyorum. Selam olsun…

  2. Hiç tanışmadan da “bir yazıyla”, yazarıyla kendimi kardeş hissediyorum. Aslında “bir yazı” yerine “bir şiir”le demek en doğrusu. Yazı demekle yetinmek haksızlık çünkü…

  3. Yazınıza katılıyorum. Ben uzun zamandır, AKP’ye oy verdiğim için herkesten özür diliyorum, zira onun yaptığı her zulümde vebalim var diye düşünüyorum….

  4. Bayağı coşmuşsun be kardeşim ama sadece kendi derenin sularında boğularak coşmuşsun.yada elinden yalancı memesi alınan bir çocuk edası ile coşmuş kızmış hıçkırıklara boğulmuş sonrada sıralamışsın kaybedişlerinin acısını edebi bir metin ile.Edebiyat güzel vurgu yerinde sen kendince kaklısın da ama beni ikna etmeye hiç ama hiç kafi değil.Ben doğruyu her zanman söyleyeni severim işi bittikten sonra buda böyleydi şuda şöyleydi diyen zavallıların söyledikleri doğruları değil.80 sene bizlere dayatılanları görmeyenler elbette bu gün kazanılanların değerini vede anlamını ne bilsin.

    • şerefsiz ve namussuz olduklarını basın yoluyla ilan eden politikacıların peşinden giden ahlaksızlara iyi bir tokat oldu.Ampul sinekleri istediği kadar vız vız yapsın kaale bile alma.

    • Süleyman Beye katılıyorum. Mehmet Efe Bey sevdiğimiz bir insandır ancak bu konuda haksızlık yaptığını ifade etmek isterim.

    • Kaygılarımız 80 sene sonra kazandıklarımıza değil; kaybediyor olduklarımızadır.. Mesela basın özgürlüğü, bağımsız mahkemeler, hukukun üstünlüğü, onun bunun kartvizitiyle değilde liyakatla biryerlere gelmek vs. Gibi..

    • Bir sürü insanın ufacık adımlarla daha az acı çekeceği, belki de ölmeyeceği bir durumu siz “kaybedişlerin acısı” diye mi değerlendiriyorsunuz? Kazandıklarınızdan vazgeçmek zor, haksızlık yapan sizden olduğu için bunu kabullenmek daha da zor biliyorum. sizin geçmişte uğradığınız haksızlıklara uğrayan insanları ne kadar daha görmezden geleceksiniz? ben de sünniyim, milliyetçi muhafazakar bir aileden geliyorum. ama bugün olanları yapanlar “tanıdık” geliyor diye tasvip edemem. tıpkı hukuk fakültesinde okuduğum yıllarda hocalarımla başörtüsüne özgürlük konusunda tartışmaya varacak kadar sizin cenahı savunduğum yıllardaki gibi.. kapalı olmadığım halde özgürlük isteğim tuhaf geliyordu. bugünlerde sünni olduğum halde alevilere yapılanlara ses çıkarmamın tuhaf gelmesi gibi.
      dilerim haksıza haksız olduğunu söylediğinizde kazanımlarınızı kaybetmeyeceğinizi anlayacağınız günler gelir bir an önce…

  5. Mehmet Bey Si̇z Kendi̇ni̇zi̇ Ve Cemaati̇ Tari̇f Etmi̇şsi̇ni̇z Si̇ze Ve Cemaate Hi̇ç Bi̇r Ki̇mse İnanmiyor Ve İnanmaz.Yaziklar Olsun Si̇zlere 17 Aralik Sonrasi Yaptiğiniz Yayinlar Neydi̇ Acaba Fi̇tne Fesat Ri̇ya Her Şey Var Böyle Bi̇r Di̇ni̇ Cemaat Dünyada Varmi Ben Hi̇ç Duymadim Oysa Bu Mi̇lleti̇n Cemaate Bi̇r Sevgi̇si̇ Vardi Tipki̇ Beni̇m Gi̇bi̇ İnani̇yorduk Maalesef İnanci̇mizi Yok Etti̇niz Olanlari Bu Mi̇llet Çok Çok İyi̇ Görüyör Ama Maalesef Si̇z Ve Cemaatin Bi̇r Kismi Göremi̇yor Görmek İstemi̇yor Ne Yaparsaniz Yapin Ne Yazarsaniz Yazin Bu Mi̇lleti̇n Güveni̇ni̇ Asla Ve Kata Kazanamazsiniz, Ve Başbakanin Sonuna Kadar Yaninda Olacağiz

    • Benim cemaat diye bilinen piramitle bir ilişkim yok.

      • Burhanettn Çakıcı

        Mehmet bey, sizi ilk yazılarınızdan ve şiirlerinizden beri takip ederdim. Yıllardır, ne zaman dönüp yazmaya başlayacaksınız, diye de hep merak ettim, bekledim. Feza Kültür Merkezindeki bir şiir programında Yeni Şafak’ın yönetmenine, sizi ve h.albayrak’ı kastederek “Bu arkadaşlara yakında yol vereceksiniz, diye korkuyorum, sakın yapmayın.” demişliğim de vardır. Dolayısıyla şimdi de birşeyler söyleme hakkını buluyorum kendimde. Yazınız çok güzel, çok doğru… Ama olmadı… Bir nevi “Ameliyat başarılı geçti ama hastayı kaybettik.” hesabı. Allah’la halka tutmayanlara, Allah’la halka tutacaklarla savaşanlara yaradı yazınız…

    • Aradan aylar gecti, ortaya cikan yuz karasi ses kayitlarinin cemaat tarafindan olduguna dair bir tane kanit var mi acaba ? Kaniti gectim, bu konuda acilmis bir sorusturma veya dava var mi?

      Binmissiniz bir alamete gidiyorsunuz kiyamete.. Bunu sonu hayir degil ancak.. Cunki inandiginiz ve papagan gibi tekrar ettiginiz hersey iftiradan ibaret…

      Siz ancak hayvanat bahcesi mudurunun Tubitak basina getirildikten sonra rapor sunulmadan yapilan bir aciklamaya inananark milyon dolarlarin sifirlanmadigina inanirsiniz.. Aslinda sizin gibi milyonlarca insan ona da inanmiyor, sadece elimizdeki en iyi alternatif bu deyip, yedi ama helal olsun diyor.

      Kusura bakma kardesim, senin yenilen milyonlarca dolarlari helal etme hakkin yok..

  6. Once saygilarimi sunarim.
    Ancak bir siyasi liderden ve hükümetten ne beklediginizi anlamadım. Yazinizi okurken aklima Abdülhamid Hana Baykuş diyen Mehmet Akif geldi.
    Tekrar saygilar.

  7. Mehmet efe abi, yıllar önce mızraksız ilmihal ile muhalifliği sen öğrettin bize. Cemaatlere partilere kul köle olmadık hep sorguladık sayende. Yazılarınla melankolik olduk.
    Hakan Albayrak abi ise hayal kurmasını öğretti bize. Romantik bir devrimci olduk hem.
    Ve yıllar sonra ilk defa bir yazını okudum.
    Sen hiç değişmemiştin fakat bizler çok değiştik be abi.
    Ne melankolikliğimiz kaldı ne devrimciliğimiz…
    Ama tam o sırada Erbakan’nın paltonusunun altından Akp çıktı
    Çok ezikdik çok kaybettik çok dışlandık be abi.
    Ve tam artık “sevinin mehmetler başta” derken,
    Tam artık acaba hayaller gerçek mi oluyor derken,
    Tam ümmet bize ümit bağlarken,
    Bu yazı (?) bilmiyorum,
    biraz ağır olmamış mı?
    TC sistemi ile sistemin içinde anca akp olunabilirdi oldu işte.
    Bu TC müslümanları ile böyle Akp iktidarı olurdu oldu işte.
    Mükemmel değil, ama bi şey.
    İnsan faktörü işte.
    Akpnin nereye gittiği umrunda değil doğrusu.
    Ama Türkiye eski Türkiye olmayacak. Belki tek kazancımız bu olacak. Bu bile yeter be abi.
    Senin de dediğin gibi bu yeni şey bizim pisliğimiz.
    Gerçekten müslüman olmak istiyorsak ondan da kurtuluruz merak etme.
    Ama çıkış noktamız solcu gezici kafası veya paralel nurcular olmalı ki?
    Yani biz yanıldık, onlar mı doğru yolda?
    Biz kendi muhalifliğimizi de içimizden çıkarabilecek güçteyiz.
    Ben de bir çok akpciye karşıyım. Ama akp olmasın deyip kesip atmak çok acımasız olmuş.
    Fakat içlerinde az da olsa biliyorum ki bu ümmet için çalışan bir kesim de var.
    Belki tüm bu zaferler kazançlar onların yüzü suyu hürmetinedir
    Belki Allah TC müslmanlarını bir de böyle para ile iktidar ile sınamak istemiştir.
    Öyle ya da böyle, durum bu.
    Ne mutlu bu imtihanda doğru şeyler yapanlara!
    Ayrıca tebrikler; paralel medya ile ulusalcı solcu medya yazını yere göğe sığdıramayacaktır.
    http://www.zaman.com.tr/medya_yazar-mehmet-efeden-cok-konusulacak-yazi-ak-parti-adli-piramit_2223033.html

  8. Ak Parti bizimdir. Bizdendir. Bünyemizin ürünüdür. Bahsedilen örnekler istisna kabilindendir. Haklıdır,eleştirilmelidir. Ak Parti bir canavar değil, bildiğimiz insanlar topluluğudur. Dönüşmeye ihityacı vardır. Panzehiri kendi içindedir.

  9. 3 temmuz darbe sürecinde tahrir meydanında toplanıp ihvan gitsin diyen, mursi gitsin diyen akılsız mısırlılar’dan hiç farkın yok. evet ihvan gitti, mursi de gitti… al sisi ile mutlu mesut yaşa.
    ak parti bu ülkenin ta kendisidir.
    muhaliflerinin gözünden bakmak adamlık değil, rezilliktir.

  10. Mehmet Bey,
    Kaleminize saglik, size katiliyorum ve kabul ediyorum.
    Ancak,
    Bir sonraki yazinizi Ak Parti piramiti sonrasina ayirir misiniz?
    “Eski piramit yikildi, kahrolsun yeni piramit” demek durumunda kalacagiz sanirim.

    “Yeni piramit eskisinden de rezil cikti” demek de gayet mumkun.
    .
    Yazinizi 70 milyon insan ve secme ve secilme hakki olan bir ulke icin tekrar gunceller misiniz?
    Bir an icin AKP’ye oy veren bilmem kac kusur milyon sizi dinlesin, sonrasi???
    .
    Biz kendimizi degistirmedikce Allah da neye layik isek oyle verecek idaremizi…
    .
    Sizi ve samimiyetinizi seviyorum ama yazinizin siyak’i olsa da sibak’i eksik diye dusunuyorum.
    Selamlar, hurmetler

  11. Sizin gibiler için söylenecek en güzel kelam söylemiş. “Zalimler için yaşasın cehennem” Imanınız bozuk ama bir çok hayvanda bile olan şerefeye sizde yok. Tarih sizi gibi şerefsizleri vakti zamanı geldiğinde gerekli cevabı verecek.

  12. Vicdanların tefessüh ettiği bir zamanda samimi bir vicdanın seslenişlerine kulak vermeye ne çok ihtiyacımız vardı. Allah razı olsun.

  13. Hatırla ki, Allah’ın desteklediğini tüm dünya karşısına alsa yenilgiye uğratamaz, Allah’ın desteğini yitireni, tüm dünya desteklese onu koruyamaz. (Maide/105, Âli İmran/144-176)

    bu minvalden bakarsak bir cemaat destek-mi yitirdi…

  14. Hatırla ki, Allah’ın desteklediğini tüm dünya karşısına alsa yenilgiye uğratamaz, Allah’ın desteğini yitireni, tüm dünya desteklese onu koruyamaz. (Maide/105, Âli İmran/144-176)

    Bu ayet bana dün ve bugün olanları anlatıyor. Saldırılarını her yolu kullanarak deneyen, ahtapot misali bir sistem karşısında Ak Parti ve Recep Tayyip Erdoğan’ın sadece ülke sınırları içerisinde değil, başta müslüman coğrafya olmak üzere tüm dünyada önlenemez yükselişini açıklıyor sanki. Yazınıın tamamındaki nefret söylemi, hazımsızlık ve kuyruk acısını bir kenara bırakırsak bu ayet bir şekilde dahil olduğunuz sistemin hiçbir zaman başarıya ulaşamayacağını ve bizim Recep Tayyip Erdoğan’ın yanında olmakla ne kadar doğru bir karar verdiğimizi açıkça ortaya koymaktadır.

    • Her yukselisin bir de inisi vardir.. Yavuz’un “Bu devlet artik yikilir mi” dedigi koca Osmanli bile malesef yikildi.. Osmanlinin yikilisindan dersler cikarmak lazim.. Rahat rehavet,liyakatsiz yoneticiler,dini soylemlere ragmen dinden cok uzak yasayislar.. Siz gozlerinizi kapasaniz da yokus asagi hizla iniyoruz..

  15. Çıkarlarınıza ters düşünce böyle oluyor demek. Dön önce geçmişine bak

  16. Huzuru derinden bozan bir yazı! kaybedecek bir şeyi olmayan bir yüreğin ürünü… ve de “cemaat” gibi dar bir kalıba sığmayacak kadar muhalif bir ruhun..

    • Mehmet abi eline sağlık yazındaki pek çok şeye katılıyorum. Putlara meydan okuman insanı yüreklendiriyor doğrusu. Mızraksız ilmihal’i de okumuştum. Çizgide sapma yok. Lâkin hiç kurulabilir bir düzenin yoktur be abi. Putları kırınca yerine ne koyacak insanlar. Psikoloji bilen adamsın put kırmak demek kaygı demek bu da kaos demek. Kitleler kaos istemezler. Ne olur bir de kırdığın putun alternatifini söyle de dünyanın yaşanılabilir bir yer olduğuna dair bur umut doğsun içimizde.

  17. Tahminimce ne yazıldığından ziyade kimin yazdığı önemli olmalı ki bu yazı revaçta. Aynen Levent Gültekin’in yazısı gibi. Yoksa, herkesin aylarca söylediklerinden ne farkı var yazılanların. Size yapılan ithamlara “cemaat isimli diğer piramitle ilgim yok” şeklinde aşırı tepki vermeniz de yazınızın gücünü kuvvetlendirmenin yolunun, kişi ile ilişkilisinin ne kadar önemli olduğunun sizin tarafınızdan da içselleştirildiğini gösteriyor. Diğer taraftan, cemaat piramidi, şu an için ağır, en azından tebeyyün etmemiş bir iddiadır. Elbette geçen seneye kadar AK Parti için de söylenilen iddialara bu cevabı veriyorduk, deliller istiyorduk, şayia ile değil hüsn-ü zan ile hareket ediyorduk. Maalesef söylenilenlerin doğruluğu, delillerle ve deliller sonrası yapılan gayr-i İslami hareket tarzı ile ortaya çıktı. Elbette büyüyen her bünye bölünmeye ve belki de ölmeye namzeddir. Ancak bu daha çok büyüyen gruplara gayr-i samimilerin sızması ile olacaktır diye düşünürdüm. AK Parti örneğinde maalesef bu tepeden olmuş. Cemaatte tepeden, bahsedildiği şekilde bir “bizden başkalarını ezelim” düşünce tarzı ve fiili olur mu, pek sanmıyorum, inşallah olmaz. Tabanda ise, belli bir bölgede sıklaşma menfaat çatışması oluşturabilir, o açıdan dünyaya açılma bu menfaat işini ve bölünmeyi diğer gruplara göre biraz daha uzatacaktır diye düşünüyorum

  18. en doğru bildiklerimizin bile sapıttığı, çıldırdığı, hayvandan aşağı ahlak derekelerine yuvarlandığı şu ortamda kalpleri bir nebze teskin eden bir yazı olmuş. yalnız abartıldığı kadar da doğrucu bir yazı değil. hala içeriden konuşan, bütün bu olanlara rağmen nahif bir bizdencilik barındıran, mazlumlar kadar zalimlerin de iyiliğini isteyen bir şair sesi var karşımızda…

    bir imaj var, gerçek olduğuna allaha iman edilir gibi iman edilmiş bir imaj. bu imajın arkasını görebilen azınlık ile göremeyen hatta bakmaya korkan çoğunluk… mehmet efenin bahtsızlığı veya bahtı o azınlıktan olmasını sağlayan cesaret, zeka ve ahlaka sahip olması.

    bu ülkede “o adam” hazreti peygambere küfretse kılıf bulacak insanlar var. menfaati olanları kasdetmiyorum. onlar dini makarayı alır sonra da o adam tarafından aklanırlar. hiçbir menfaati olmayan yığından bahsediyorum. kafalarındaki imajı bozmamak için inanmayacakları saçmalık yok. düne kadar kabul ettikleri kayıtları bugün hepsi montaj diye yalanlıyorlar, belli ki bu strateji birilerince belirlenmiş ve uygulamaya konmuş. peki bunu hangi akılla kabul ediyorsun, aptal olduğunun sen de farkındasın ama imaja imanın o kadar kavi ki bunu yapıyorlarsa bir bildikleri vardır, şu an cihaddayız, bir süreliğine aptal olabilirim diyorsun, ahlaksızlaşmak da sana koymuyor.

    sonra anlat içimizden gelen bizden biri, koy üç beş fotograf. halkın adamı, bak şöyle şiir okur ağlar, iki video görüntüsü. sonra abdulhamidi eleştiren islamcı aydınlardan ve menderesi asanlardan bahset. bir parça özalı an. vefatına kadar o adamın gerçek yüzünü millete anlatmak için yırtanan, cenazeme sokmayın diye vasiyet eden merhum erbakanın paltosundan bahset. “erbakan tavizsizdi, kimse onun gibi olamaz, en büyük takibcisiyim fakat erdoğan zekası ve kıvraklığı ile onun hayallerini gerçekleştirdi” gibi zeka dolu tahlillerde bulun. mursiyi deviren sisiden bahset, dört parmak kaldır, esedden bahset, iran devrimi, abd, israil, barış süreci, stratejik derinlikler, vatikan maşası paraleller, kıskanç kemalistler, madenci kılığına giren ergenekoncular diye imajına tapmaya devam et.

    peki ya hakikat farklıysa? ya o imaj gerçek değilse. ya o adam karşısında olduğuna iman ettiğin sisilerle, esedlerle, kemalistlerle aynı yolun yolcusuysa. aynı merkezden emir alıp aynı amaçlar için çalışıyorsa. erbakanın dediği üzere kavga eder göründüğüyle -tıpkı israille 30 yıldır sövüşen iran gibi- oynanan tiyatro gereği kavga eder görünüyorsa? bütün bu tiyatro müslümanların imanlarını ve ümitlerini yok etmek maksadlı uzun vadeli bir planın parçası ise?12 yıllık bir iktidarın son yıllarında kazanıldığı sanılan bazı haklar aslında yemse? onlarla uyutulurken bu milletin ahlakı yok edilmiş, gelecek nesilleri köleleştirilmiş, millet iç savaşa ve yıkıma hazır bir psikolojiye getirilmişse?

    hani her şeyden olduktan sonra konuşmak kolay deniyor ya, şimdi bir imajın arkasında kırk yıllık komşusunu doğramaya hazır zombiler haline getirilen yığına bakın. mezara girdiklerinde dahi meğer aldatılmışız diyecek cesaretleri olmayacak. kibirden eşekleşmiş bir yığından bahsediyorum. gözlerini taptıkları imajdan gayrısını görmeyen, imajın arkasına takılmışlığı ile dünyaya nizam verdiğine vehmeden bir yığından. din gününde o taptıkları onları kurtarabilecek mi göreceğiz…

  19. Üzerine hic ekleme yapmadan herseyi oldugu gibi resmetmissiniz Mehmet bey lakin herkezin kendi kabinca ikna ve algi seviyesi tatmin siniri varya iste o yüzden anlayana sivri sinek saz…Sözün ve yazinin bittigi yerdeyiz cünkü kalemine saglik..

  20. Müthiş bir yazı. Fazla söze gerek yok. Sadece cemaatçi ilan edileceğinizden dolayı artık gelen saldırılara hazırlıklı olun. Muhtemelen Başbakan bu haftaki grup konuşmasında, sizi 16 gündür açılamayan Diyarbakır-Bingöl karayolunun sorumlusu olarak ilan edebilir…sonra demedi demeyin…

  21. 2007 deki adaletkalkınmaya verdiğim oyun hala arkasındayım ve hala gurur duyuyorum. 2011 deki oyu zaten metazori vermiştim. birkaç yıla kalmaz bu oyu verdiğime pişman olurum dediydim.. (yıl değil aylar içinde pişman oldum.)
    ancak problemin adaletkalkınmada değil de başbakan ve kadrosunda olduğunu düşünüyorum. kanser olan yapının tamamı değil de yapının kumanda odasındakiler… ayrıca; adaletkalkınma aleyhtarlığına tamam da kanalistanbul ve 3.havaalanı aleyhtarlığı neden…

  22. Mehmet Bey (Evvelden Abimiz)
    Ben taşradan yazıyorum
    Ben ki sizin kitabınızı yıllarca rafımdan indirmedim elimden bırakmadım
    İşte ben ve başörtülü eşim bu dönemde iş buldu.
    Hastanemiz tertemiz ister özel ister devlet tedavi oluyoruz.
    Yollarda her gün kaza olmuyor çift şerit yolumuz var
    Senin uzun cümlelerin bana iş bulur mu?
    Özürlüye maaş, hastaya evde bakım, üşüyene kömür olur mu?
    Memleketimden kaç hasta Ankara’ya giderken yolda öldü haberin oldu mu hiç?
    Ama şimdi helikopterle gidiyor acil hastalar inanabiliyor musun Abi?
    Benim yazdıklarım “geçimle ilgili” yani seni Amerikalara savuran geçim derdiyle ilgili.
    Ama geçim derdini yazmak artistik olmaz di mi Abi?
    Benim yazdıklarım sadece kendini düşünen, pratik, pragmatik, basit hesaplı, kurnazca, şeyler di mi Abi?
    Senin cümlelerin bu meselelere girmez Abi sen büyük laflar edecek, yine ilginç olacak yine “vay be” dedirtecek yazılar yaz abi
    Ama ya sonra Abi sonra… şimdi elinde jiletle kanattığın Ak partiden sonra kim gelirse seni daha mutlu kılacak Abi.
    Ben işsizken şimdi senin yazılarını beğenen kardeşlerin ruhu duymazdı.
    O zaman da biz tanırdık seni Abi,
    Boşa konuşuyorum biliyorum. Sen devam et Abi, edebiyat gücünle kendi etrafını yaldızlı parlak cümlelerle donat.
    AK Partiye vururken düşmana vurur gibi vur.
    Boşa konuşuyorum ama dayanamıyor insan.
    Olmaz Abi herkesin ortasında kadar vurulmaz müslümana..
    Neyse sen yine abimiz ol biz de seni böyle kabul eden (çeken) kardeşlerin olalım…

    • Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın demek midir adalet? Etnik kimlikleri, dini görüşleri ya da iktidara karşı muhalifliği yüzünden iş bulamayanlar kara listedeyken aklınıza eski gunleriniz hic mi gelmiyor? Soma’da hayatını kaybedenlere siz de mi kader diyorsunuz yoksa?

      Hepimiz daha insanca, adil ve hür yaşamayı hakediyoruz. Bunu düşlemek gercekten o kadar imkansız mı?

      Gezi olmasaydı belki 28 Şubat ergenliğimde uzak bir tarih olacaktı ve Mehmet Efe’nin ve daha nicelerinin varlığından habersiz hayatıma devam edecektim. Ne iyi olmuş ki, şu anda bile giyabindan tanışıklıklara sebep oluyor.

  23. Akli Selim bir insan gecen hadiselere genel bir degerlendirme yaptiginda yazarin yazdiklarina hak verecektir
    Hz omer adaletini her firsatta. Birbirimize hatirlatir vede ovunuruz Bak parti bu tur soluganlarla cikti 12 sene dile kolay geldigi noktaya bak elimizi vijdanimiza koyup yolda kalanlardan olmayalim

  24. Safım belli olsun diye not bırakma gereği duydum..
    Tespitler, gelinen noktanın analizi enfes olmuş..

    Ve ayrıca yorumlarda bu giderse daha kötü oluruz, bu kötü ama giderlerse sonramız karanlık vesveseleri..
    İşte bunarın hepsi din(i)darlıktan…

  25. çetin yıldırım

    Allah güçünü artırsın….

  26. sözde müslümanlık

    Akpli insanlara soruyorum. Allah sizin önünüze o kadar delil koydu ki ama sizin gözler görmez olmuş. Sadece şirk örnekleri bile yeter. Bir vekilin haşa allahın tüm vasıfları olayı. Bir bakanın tabiat onun için kiyama kalkar sözü. Yine birisinin onun doğduğu yaşadığı şehirler de mübarektir sözü vb aklıma gelenler. Gördük doğanın kiyama kalkmasını soma faciası deprem sel. Kargaşa. YÜCE ALLAHIN açıkça ayeti var. Başınıza gelen musibetler kendi elinizle kazandıklarıniz yüzündendir diye. Ama üzülerek görüyorumki en yakınlarımda dahil gözleri görmez olmuş.

  27. Pes! Wesselam.

  28. Laf kalabalığını süzüp ayıkladıktan sonra elde aman aman bir “öz” bulunmuyor. O kadar toprağı eleyip küçükcük bir elmas parçası , kırıntısı kalsa umud vaad edecek. Ancak bütün yazının, özünde, arka planında,çekirdeğinde, onu üreten beyinde çok ciddi bir sert,tek yönlü, metodistliği de tartışılabilir vahabilik-selefilik göze batıyor. Tevhidi tekeline almış, islamı başka hiç bir oluşuma layık görmeyen, yani kendileriinin dışında her zümreyi kafir ilan eden bir zihniyetin çiçekleri bunlar. Zehirli çiçekler. Bunun dışında sadece laf kalabalığı… mayınlar da bu kalabalığın arasına serpiştirilmiş. İyi de “okumayı”, satır aralarını iyi okumayı, okurken yazının arkasındaki yazanı da okuyabilen, bu mayınlara basmaz. Ama zaten hedef kitleniz bu değil…

  29. selamlar ve sevgiler.. “ÇETE”ci mehmet abi, bu yazı tam bir “MIZRAKLI İLMİHAL” olmuş, mahallenin çocuğu’ndan mahalleli abilerine ve arkadaşlarına anlamlı bir ihtar olmuş, çok güzel tarif etmişsiniz, tebrik ediyor, yazılarınıza devam etmenizi diliyorum..

  30. 96 lı yıllarda yeni şafakta okuduğum, öncesinde de mızraksız ilmihalini okuduğum güneyli çocuk; yazın güzel olmuş olmuş da..dersaneleri dinin önüne geçen eski tanıdıkların ve ulusalcıların ekmeğine yağ sürmüş..onlar seni bilmezler..ak partiye oy da vermemişlerdir.. sadece ak partiye ‘çakıyosun’ ya budur onları mutlu eden…sen amerikadayken burda çok şey yaşandı ve değişti…(95 li yıllarda ibrahim sadrinin sen içerdeyken şiiri gibi oldu..:)

  31. Ağzınıza sağlık. Bir çok yerde paylaştım. Ben yazıyı AKP eleştirisinden çok, toplumsal bir eleştiri olarak alıyorum.

  32. evet abi hadi uyanışa geçelim. kazandığımız tüm haklardan vazgeçip “özgürlüğe” koşalım. üniversitede bursumdan, bu yaz bana sunulan yurtdışı imkanından, hastahanelerden, metrolardan, babamı kriz bahanesiyle işten çıkardıklarında ödenen işsizlik maaşından vazgeçelim. herkes de her neyi varsa vazgeçsin. üç beş akılsızın yaptığı hatalara karşılık herkes kendini koysun ortaya. haydi savaş meydanında.. ya sonra? kimler nerelere kaçacak ve bize nasıl bir ülke kalacak? ak partiden sonra bizi kime emanet edip kaçacaksınız abi? evet şuan birçok yerde sorun var. ama çözmek için umutlarımız var. hareket kabiliyetimiz var. en basitinden benim okuma imkanım var. ben kaçamam abi. benim babam beni yurt dışında da okutamaz. kız başıma işlere de kalkışamam. ama öğretmen olursam, gözleri üzerimde öğrencilerim olursa, onlara anlatabilirim o bahsettiğin tevhidi, adaleti, doğayı, insanlığı.. siz ne derseniz deyin, ben hiçbir zaman hiçbir partiye gruba cemaate vs kuru kuru bağlanmadım. sadece 23 yıl bu topraklarda yaşadım. imam hatibe başlarken üniversitenin hayal olacağını bilerek, ama biz gitmezsek buraların kapanacağına inanarak, başörtümle okuyamasam da dua ederek yaşadım. şuan yozlaşan müslümanlar da benim kardeşimdir. hoş, kendi nefsimi temize çıkarırsam büyük bi ahmaklık yapmış olmam, elbet ben de onların içindeyimdir. hep beraber bazı hatalar yapıyoruz. ama umut nasıl bir şey biliyor musun abi? o hatalardan sıyrılmak için şu sahip olduğumuz umut var ya. hani şimdi ben öğretmen olabileceğim ya.. hani annem ameliyat oldu, muayene olması için internetten randevu alıyoruz ya, hani onun hergün kullandığı ilaçlar var ya.. hani benim elimde kitapları görünce gıcık olan kemalist teyzelerin yüzlerine tebessüm edebilmek var ya.. hani şu küçük dünyalarımızda yaşadığımız onca şey var ya.. basit, sığ şeyler.. öyle işte..

  33. Sevgili Ayşe Kardeşim,

    Saydıklarınız zaten sahip olmanız gereken asgari haklarınız. Bu hakları Ak Parti vermedi size, size lütfetmedi. Milyonlarca insanın gecesini gündüzüne, canını dişine katarak yıllarca verdiği mücadelenin kazanımları bunlar. Benim de uğruna yargılandığım, itilip kakıldığım; haftalarca, defalarca, karakollarda, sabahlara kadar Siyasi Şubede kemiklerimi kıran coplar, tekmeler, küfürler yediğim haklar onlar. Ak Parti giderse kaybolacak haklar değil, gerekirse yine mücadele edilecek haklar. Soru, hükumetin hatalarının, haksızlıklarının hatta zulümlerinin; bu haklarınızı elinizde TUTMANIN bedeli olarak kabul edip etmeyeceğiniz. Çünkü saydığınız haklar adına yetki verilmiş bu hükümetin, geçen 10 yılda dönüştüğü yapıya yuvalanmış veya ondan beslenen parazitler oligarşisi buna inandırmaya çalışıyor sizi, hepimizi. Değiştirmekle ve herkese eşit mesafede bağımsız ve üstün kılmakla yükümlü oldukları hukuk sistemini, ekonomiyi, iletişimi, eğitimi palyatif ‘miş gibi’lerle kontrolüne alan bir yapıya dönüştü bu ‘vekaletname’.

    Kim engelledi bu hükumetin kontrol ettiği tüm kurumlarda liyakat ve ehliyet esasıyla istihdamı kural haline getirmesini? Gerçekten kim engelledi demokratik Anayasayı? Kim engelledi 28 şubat davalarını iptal etmelerini? Kim zorladı 14 yaşında komaya sokulup ölmüş bir çocuğa terörist demelerini? Mağdur olmak yetmez, haklı olmak zorundasınız.

    Dün de Kemalist Oligarşi’nin yandaşları, tam demokratik özgür, tüm haklarını garantileyen bir ülkede yaşarlarken, neyiniz eksik derlerken, milyonlar devlet hastanelerine ve karakollara cehenneme düşmekten korkar gibi korkarak yaşıyor, siz ve benim kızkardeşlerim herhangi bir gelecek umudu taşımıyorlardı. O zaman da yanlıştı şimdi de yanlış. Duble yolları ucuza inşa edip yandaşların çocuklarının umreleri, kolej masrafları, lüks arabaları ödenebilsin diye onbinlerce işçinin onları işçi olarak bile kaydetmeyen taşeron firmalarca kanlarının emilmesiyle bir probleminiz var mı yok mu? Sesinizi çıkartın. Sınav budur, Müslüman olmak, müttaki olmak sorumluluğu budur. Budur insan olmak. Soma’da olanları iyi anlayın. Üç beş akılsızın hataları değil bunlar. Bir yönetim biçiminin ve kültürünün sonuçları. Prensiplerle mi hareket ediyorlar, başka güdülerle mi? Neden kamuya dönük karar süreçleri bu kadar kapalı?

    Hükumetin doğrularını eleştirmek hakkımız, yanlışlarını eleştirmek GÖREVİMİZDİR. Çünkü onların yanlışları bir yerde bir ailenin hayatını karartıyor. Kamu gücü ve yetkisini elinde bulunduranlara karşı teyakkuz sahibi olmak görevimiz çünkü yaptıkları kolayca zulüm doğurabiliyor. Kastetmeseler bile. Ve zulme karşı teyakkuz FARZdır.

    Ödüllendirilen, atanan, listelere konan, ihaleler dağıtılan, alkışlanan, ön plana çıkartılan karakter ve davranış biçimlerinin başat olanlarına iyi bakın: Nedir belirgin özellikleri? Tutarlılıkları mı? Cesaretleri mi? Her yerde hakkı söylemeleri mi? Ahlakları mı? Dehaları mı? Topluma ülkeye daha önce yaptıkları somut faydaları mı? (Özellikleri var mı?) İtirazlar, farklı sesler nasıl karşılanıyor?

    Evliya olmalarını beklemiyorum ama Allah ve Ümmetin bekası adına hareket ettiklerini iddia etmeleri kanıma dokunuyor benim. Hata kabul etmeyişleri, tegallüp dayatışları, yüzsüzlükleri… Benim Ak Parti’yle kişiselleştirebileceğim bir alışverişim olmadı. Kaçtılar hikayelerini pazarlayanlara Yakup Köse’nin, Mirzabeyoğlu’nun, Zeki Şengöz’ün neden onca yıl zindanda çürümeye bırakıldıklarını sorun. Mavi Marmara şehitlerini satışlarını sorun. 10 bin küsür KCK tutuklusunu sorun.

    Öfkeli bir yazı olduğunu kabul ediyorum ama ortama egemen dil ve üslubun, sırtını herhangi bir güç odağına dayamayanların sakin seslerini duyulmaz hale getirdiklerini çok iyi gördüğüme inanıyorum. Her şeyi bırakın haydi savaşa dediğim filan da yok burda.

    Herkesin bulunduğu her yerde imkanları elverdiğince bu piramit kültürü ve davranış biçimleriyle mücadele etmesini diliyorum. ‘Neden?’ diye sormalarını. Hangi hakla? Neye dayanarak? Maslahat için iyiye benziyor da söyleyin bakalım DOĞRU mu? Hakkımız var mı? Bu arkadaş neden kızağa alındı? Filanca neden listede değil? Bu önerge neden görmezden geliniyor? Bu kararnameyi imzalarken aklınız neredeydi? Utanmıyor musunuz? Öyle işte… Bakın bakalım nasıl değişiyor tablo, nasıl değişiyor hayatınız, nasıl ortaya çıkıyor alternatifler, ÇÖZÜMLER…

    Hz. Peygamber Aleyhisselam neden kabul etmedi başkanlık teklifini, en zengin olma teklifini? Onun kafası basmıyor muydu başkan olduktan sonra iyi bir ekiple, güç konsolidasyonuyla zaman içinde toplumu dilediği gibi dönüştürmeyi? Tek yapacağı bir kaç putu ‘şefaatçi’ saymak, kadınlara miras hakkında, infakda, Allah’ın hukuku indinde herkesin eşit olduğunda ısrar etmeyi ertelemekti. Etrafındakilerin niceleri, o toplumda sahip oldukları imtiyaz, şeref ve haklardan vazgeçmedi mi? Ne için katlandılar onca eziyete?

    Kendi çabamızla elde etmediğimiz her refah, büyük ihtimalle bir başkasının hayatından çalınmaktadır. Haklarınızdan vaz geçmeniz gerekmiyor, ama egemenliğini değerlerimizi ve inançlarımızı pelesenk ederek pekiştiren bu yozlaşma, bu ikiyüzlülüğe hepimizin çantada keklikler olmadığını hatırlatmazsak, sizi temin ederim, ne bu haklarınız kalacak, ne ülkeniz ne de hak arayacak bir yüzünüz.

    Benim hayat mücadelem, inanç sistemim bana kimden gelirse gelsin zulme, nifaka, düzenbazlığa karşı durma zorunluluğu yüklüyor.

    Ben Maide Suresi’nin 8. ayetini böyle anlıyorum mesela: ‘Bağlılık yemini ettikleri hukuku kendilerinden olmayanlara karşı ihlal edenler ve buna göz yumanlar zalimdir’. Böyle işte…

    • Çürümüş bir düzen içinde, düzenle bir problemi olmadan öğrencilere Tevhid, doğa, insanlık anlatmak insanı ahlaklı değil ahlakçı yapar, yani davranışa dökülmemiş sözde kalan, kalacak olan erdemler, ahlakçılığın da sonucu münafık bir toplumdur, bunları davranışa dökmek için üstadın söylediği gibi sistemin değişmesi gerekir.
      ayrıca varlığımızı sürdürebilmemiz için kuvvet aldığımız güç, hava alanları, ilaç masrafları, burslar mı bu gelip geçici değerler üzerine düşünce, davranış, ahlak adaletli bir ülke bina edilemez. İsmet Özel’in bir sözü vardı “tam düşerken tutunduğum tuğlayı kendime rab bellemeyeceğim” diye lütfen bu keşke hepimizin şiarı olsa.

      • işte ben de tam böyle bir cevap bekliyordum zaten. ahlakın perişanlıkla doğru orantısını kurmak şerefi size nasib oldu demek. Mızraksız ilmihal’de geçen bir söz çok hoşuma gider: sözlerin en çelişkisizi sloganlardır. ancak gelin görün ki buna rağmen yine de çelişkiye düşmekten kurtulamamışsınız. ben bu saydıklarımı sizin gibi küçümseseydim bunların hepsinden kendi hayatımda vazgeçerdim. Perişanlığın içersinde idealist olmak hoşunuza gidiyorsa buyrun önden başlayın. ahlak üzerine yaptığınız değerlendirmelere sisteme entegre olmakla dininden taviz vermeden dik durabilmek arasındaki farkı da eklemenizi tavsiye ederim. benim öğretmen olabilmem münafık olmamı gerektirmez. savunulan değerlerin sizin de dediğiniz gibi davranışa dökülmesi ve bu sistemin değişmesi lazım evet. bakın ben size kendi imkanlarım dahilinde bir öneri sunuyorum. bu niyetle yola çıkıyorum, amelimi de bu niyetle şekillendirmek istiyorum. düzenle bir problemim de var elbette ama şu noktayı atlamayalım ki ismet özel’in o sözünü sizin baktığınız açıdan ele alsaydık, kendisinin yıllarca memuriyette bulunmasını açıklayamazdık.

    • nereden başlıyım bilmiyorum ama öncelikle benim durduğum nokta bir zamanlar kemalistlerin zulmüne maruz kalmış bugünün imkan sahibi insanlarının yaptıklarına intikam veya bencillikle veya güç hırsıyla “aman canım bizimkiler” mantığıyla göz yuman bir nokta değil. kendimi çantada keklik gibi de hissetmiyorum.

      “Herkesin bulunduğu her yerde imkanları elverdiğince bu piramit kültürü ve davranış biçimleriyle mücadele etmesini diliyorum. ” diyorsunuz ya hani, ben de aynen bunu diliyorum işte. ama ne yazık ki şuan bizim için ak partiden başka alternatif yok. keşke olsa, ah keşke olsa. bir ara hüda par’dan da ümitlenmedim değil. neyse sonuç olarak, hz Peygamber’in duruşunun gerçekten de bizim için en güzel örnek olduğunu söylememe bile gerek yok. sadece şu noktaya siz de katılırsınız eminim, müslüman feraset sahibi olmalı. bedir’de yaptığını hudeybiye’de yapmamalı. ak partiye elbette karşı geleceğiz. bunun için bir şeylerden vazgeçmeye gerek yok. ama aynı zamanda bir şeylerden vazgeçmeye de gerek var.bu da hepimizin öncelikle fert fert kendimizi hesaba çekmemizle olacak bir şey olduğunu düşünüyorum. çünkü bahsettiğimiz sahabe de böyle yapmıştı. ak parti gençlik kollarında çalışan kardeşlerimizden sadece oy verenlerimize kadar herkesin içinde bulunduğu yapıyı, baştaki kişileri ve bununla birlikte kendisini hesaba çekmesini diliyorum ben de. işte bu sorgulama süreci içersinde, şuan elimizde ak parti var. ne yazık ki sadece ak parti var. ve ak partiyi gönderirsek ne halde olacağımızın hiçbir garantisi yok. ben demek istiyorum ki abi, sizin yaşadıklarınızı yaşamak bizim tek çıkar yolumuz değil.

      geçmişte size, kısmen de bizim jenerasyona o korkuları acıları yaşatanlar neredeler şimdi? 200 yıllık yapılanmanın 10 senede çöküp yerine yeni bir sistemin kurulacağını düşünmüyorum. açıkçası sizin bu konuyla ilgili ne düşündüğünüzü pek anlamadım ama belirtmek istiyorum sadece. 200 senelik bir sistemin mensublarının ak partiyi görünce toz olduklarına inanmıyorum. gezi parkında bize olan nefreti gördük. yuvarlak cümleler kurmak istemiyorum abi, bir realite var ki, kabul edelim ya da etmeyelim, ne kadar birlik beraberlik mesajı verirsek verelim, bizi hala okullarda, kamu dairelerinde, kültürde sanatta görmek istemeyen bir güruh var. her türlü değerimize hakaret ederek kendilerini gezi parkında gösterdiler. ben yine de bizim barışçı olmamız gerektiğini savunuyorum. onlar bize taş atarken gül atmayalım elbette ama biz de onlara ateş etmeyelim. neyse çok uzattım. işte bunların varlığı yüzünden tüm aksaklıkları da ak partiye yıkamıyorum.

      sadece muteyakkız olmak istiyorum. bize gösterilen hedeflere odaklanmak istemiyorum. denize düşmediğimiz için yılana sarılmak zorunda değiliz. ak parti gitsin godot gelecek de diyemeyiz. hak ve adalet adına her alanda mücadele etmeye sizin samimi müslüman kardeşleriniz karşı çıkmaz abi emin olun. ama şu yazınıza mal bulmuş amerikalı (mağribi oluyorsa amerikalı hayli hayli olur) gibi atlayan gezi destekçileri ve malesef beyin felcine uğramış cemaatli kardeşlerimiz için aynı garantiyi veremeyeceğim..

    • Merhaba Sayın Mehmet Efe,
      Ana yazıyı beğenmiş paylamış ve bir yorum da yazmıştım.
      Sonra cevapları okudum. Bazı cevaplar o kadar dokunaklı idi ki, onlara da cevaben bir şeyler yazasım gelmişti. Bir türlü yazamadım.
      Siz, bu yazınızda hayal edebileceğimden fazlasını cevap olarak yazmışsınız.
      Mevlam, sizin gibi dindarların yolunu her daim açık eylesin. Din yönüm zayıfçadır.
      Kendimce temel düsturum, öte tarafa kul hakkı ile gitmemektir. Gerisi mevlam ile benim aramdadır.
      Sizin gibi dindarların başımın üstünde yeri vardır.
      Yurdum insanının belki de en çok muzdarip olduğum tarafı oldukça çifte standartlı oluşudur.
      Bu sebeple, Maide suresinin 8. ayetini nasıl anladığınız olgusu tüm insanlık adına baştacı edilmesi gereken bir olgudur bence.
      Sevgiyle kalın…
      Hoş kalın…

  34. Mücahitlikten müteahhitliğe evrildik ve şimdide anlı şanlı komisyoncu islamcılar olduk.

  35. sözde müslümanlık

    Bu milletin itikadinin nasıl bozuk olduğu ortadir. Içi boşaltılmış yüzeysel bir ıslami toplum oluşturuldu. Adalet hak anlayışı ayaklar altına alındı. Eline her mızrapi alanı ozan belleyen bir zihniyet en hafif tabirle düşünce münafıgidir.
    Ayşe hanım sizin bahsettiğiniz durumlar dünyevi şeylerdir dünyanın imtihan yeri olduğunu biliyorsunuz ama farkında değilsiniz bence. Sizin şer bildiğinizde hayır vardır. Hayır bildiğinizde ise şer olabilir ama siz bilemezsiniz der. Burdan hareketle bu dünyevi meselelerde hissi değil ahlaki ve adaletli düşünmek gerektiği ve hareket etmek gerektiği anlamı çıkmaktadır. Ben yukarda açık seçik olanları yazdım ve kendime göre yorumladım ve akp li müslümanlara da sordum. Benim düşüncemi çürütmek burdaki savunuculara düşer. Kötünün iyisi mantığı hiçbir zaman kabul edilebilir bir tez değildir. Böyle düşünen toplumlarda hiç bir zaman hidayete ermez. Yüce Allah benim karşıma kul hakkı ve şirk ile gelmeyin der. Yine burdada adalet hak hukuk kavramı öne çıkar. Şirk meselesine giremiyorsunuz. Bari adaleti düşünün. Insanlar sanıyorki biz bunu destekleriz o yönetir vebal onundur.. Allah sormayacak mi ey kulum sen aklını kullanmadın mi onu neden bahşettik sana. Kimse vebalden kurtulamaz o yüzden her dünyevi meselede hak hukuk adalet üzerine davranışlar sergilemek gerekir.

  36. Atatürk Olmasaydı!!! Ak Parti ve Tayyip Erdoğan’la ilgili herhangi bir eleştiri yapıldığında alınan cevaplar, 80 yıldır dinlediğimiz Atatürk Olmasaydı tatavasıyla birebir aynı oluyor ne yazık ki? “Atatürk olmasaydı vatanımızı, dilimizi, dinimizi kaybederdik…” cümleye Erdoğan diye başlayanlar da aynı şeyi söylüyorlar garip bir şekilde. “Atatürk olmasaydı millet fakru zaruret içinde yaşamaya devam ederdi”, “Atatürk olmasaydı baban kim bilemezdin, adın da Ahmet Mehmet değil Agop Yorgo olurdu” vs.

    80 yıldır dinlediğimiz ve itiraz ettiğimiz tüm bu ifadelerin bugün Tayyipli versiyonlarını bizim mahallemizde, bizden kimselerin dillendirmesi hiç mi zorumuza gitmesin, hiç mi itiraz etmeyelim yani! Bir 80 sene de Tayyip güzellemeleriyle mi geçsin?

    Ak Parti ve Tayyiple ilgili eleştiri yapmanın, duble yollardan, hastane sıralarındaki iyileşmeden, iş bulma imkanlarından, eğitim imkanlarından vs. memleketteki gelişmelerden vazgeçmekle ne alakası var? “Ak Parti’nin içindeki yanlış yapan azınlık” için kazandıklarımızdan vazgeçmekten bahseden arkadaşlar, bu yanlış yapanlara karşı ne yapmayı düşünüyorsunuz? Kazanç olarak saydığınız şeyler için hangi değerlerinizden feragat etmeye hazırsınız? Hadi itiraf edelim; son 10 yılda Müslüman mahalledeki herkes, hepimiz dünya nimetlerinden daha fazla istifade etmeye başladık ve bu nimetlere o kadar alıştık ki kaybetme korkusu gözümüzü kör etti. Gözümüz önünde olan biten şeyleri, görürsek karşı çıkar ve nimetlerden mahrum kalırız korkusuyla görmezden geldik. Başımızı kuma gömünce yalnızca kendimize gece yaptık. Kaybetmekten korktuklarımızı bize bir şekilde sağlayanlar -güya karşı çıktığımız Batı ve yerli acenteleri krediye boğarak- bizi esiri olduğumuz nimetlerin esiri ettiler. Bu paylaşımda kimimize özel kolejler, havuzlu villalar, jeepler düştü kimimize öğretmen olma, iş bulma, Toki’den vadeli ev alma imkânları. Ama hiçbirimiz değirmenin suyunu sorgulamadık.

    Kendimizi kandırdık! Ümmetin gözü bizim üzerimizde, dünya Müslümanlarının umudu vs diye… Kendimizi kandırdık! Demokrasi geldi, hürriyet geldi, güzel adamlar/Mehmetler başta diye… Kendimizi kandırdık! Duvardaki gölgeleri gerçek zannettik. Mağaradan çıkarsak büyü bozulur diye korktuk. Mehmet Efe gibi çıkmaya teşebbüs edenleri, çıkmaya çalışanları da el birliğiyle linç ediyoruz.

    Bizden ümidi olan Müslümanların Batı’nın işgali altında Afganistan’da, Irak’ta yok edilmelerindeki AKP’nin tavrı yetmezse gölgeleri fark etmeye, stratejik derinliğimizle girdiğimiz Suriye’nin halini düşünelim. Kifayetsiz muhterislerin biraz da Batı’nın tezgâhına gelip Suriye’yi düşürdüğü hale bakalım. İslam’ın kadim şehri Şam’ın ve incisi Emeviye Cami’nin, Antep’in Arapça konuşan ikizi olan Halep’in ve bilumum Bilad-ı Şam’ın yerle yeksan olmuş haline hiç değilse resimlerinden bakalım. Her gün yanlarından geçip gittiğimiz, sokaklarda yaşayan 2 milyon Suriyeli mülteciye bakıp neden sokaklarda yatıp kalktıklarını düşünelim.

    Yetmezse, ardından ağladığımız Esma’ların ve Mısır’daki ihvanlarımızın geldiği durumda bizim (mücahidlerin!) ne kadar payımız var düşünelim. Bizim dâhilde yaptığımız güzellemelerle, “olmasaydı olmazdık” sloganlarımızla nefsi ve enaniyeti, aklını/ilmini aşanların yaptığı hataları da Suud’a ve Batı’ya mı yükleyeceğiz? Gözlerimiz o kadar mı görmez oldu? Muhataplar Hattabın Oğlu’ndan daha mı üstün, yahut bizim aramızda hiç mi salih kalmadı ki “Seni kılıcımızla doğrulturuz” diyen çıkamıyor?

    Mehmet Efe ağır konuşmuş! Dünya nimeti denen afyonla sarhoş olanlara, hırs ve enaniyetten gözleri görmez kulakları duymaz olanları da böyle bir silkelemek lazım. Tehlike büyük, kurt gövdenin içinde!

  37. İktidar sarhoşları, yalakalar ve güce tapanlar gücenecektir bu yazıdan. Zira onlar çelişkinin abideleridirler. Yüzlerce çelişkiden bir tanesi:

    Geçen yıl Türkiye’nin EN ÇOK KAR EDEN 10 şirketinden 7 tanesinin BANKA olduğunu ve on yıl önce listeye sadece 4 bankanın girdiğini öğrenen bir AKP’li lafta “faiz lobisi”ne meydan okuyan AKPli politikacıların dürüst olduğunu iddia edebilir mi?

  38. Yorumlara bakınca Allah’a tevekkülün, Allah’a güvenin neredeyse olmadığını gördüm insanlarda… Şu an sahip olunan bütün haklar Ak Parti tarafından verilmiş kendilerine ve o giderse ne olurmuş! Başka alternatif mi varmış! Hatırlatırım ey iman sahipleri Allah var!
    Siz, sahip olduklarınızdan vazgeçme pahasına Hakk ve adalet yanında mısnız ondan haber verin!

    Her yanınız romantizmden vıcık vıcık olmuş!

    Ana-baba hakkı ödenmez değil mi; Allah anne babaya itaati de emrediyor… Ne diyor sonra “adaleti ayakta tutun anne babnız aleyhine bile olsa” Allah diyor bakın!!! Sizi doğurmuş, yedirmiş, içirmiş, büyütmüş neler neler… Sizin müslümanlığınız bunlar karşısında Allah’ın sözünü yerine getirmeye elverişli mi değil mi bundan haber verin!

    Sonra da -içinde benim de olduğum- topunu Gezici diyerek dinsizlikle yaftaladığınız insanlardan bu ayetin hükmünü yerine getirmek için küçücük dünyasında mücadele eden insanlar olduğunu düşünün. Belki akledersiniz.

  39. PİRAMİT veya TOPLUM
    hangi adla çağırırsak çağıralım, bir piramit yukarıdan aşağıya değişmez. aşağıdan yukarıya dönüşür. ve biz “zihin konforuna düşkün pişkinler” ne isek piramitin varacağı nokta da odur. piramitin adı bazen cemaat bazen de ak piramit olur.
    siz buna “Müslüman olma sorumluluk ve ahlakını da delege etmek kolaycılığımızdan” diyorsunuz, ismet özel “esenlik bildirisi”
    siz “Ahlakın, herkese adaletin, Tevhid’in (birlik), selam’ın safında olmak sorumluluğumuz olduğunu, ama muzaffer olmak gibi bir sorumluluğumuz olmadığını hatırla. Adaletin safındakiler, Allah’la halka tutanlardır, hatırla ve güce muhtaç olmadıklarını.” diyorsunuz
    ismet özel de “o dünyadan, o şiirden öcalmali demektir ” diyor.

    hasılı kelam siz doğrusunuz ama olacak çocuklara oluyor.
    çünkü ” öcalinmazsa çocuklar bile birden büyüyebilir. “i.ö

    vesselam.

  40. Çok edebi bir yazı olmuş. Gerçekten hayal dünyanız cok geniş. Tebrikler. Ama AK partiyi anlamak için analitik bir akla ve adaletli bir vicdana gerek var sayın mehmet bey.

  41. Eleştiri iki katagoride yapılır.Birisi parmağını ”Aşağıya” ,öteki ”Yukarı doğru sallayarak.İkinci katagoriye dahil bir ruh taşıdığınız için kendi payıma teşekkür ediyorum.Böyle yazmak,yorum yapmak becerebildiğim ve sevdiğim bi’şey değil.Geçmişinde ki cam kırıklarıyla algıları parça parça olmuş,”İktidar” ”Kazanma” ”Yenme” kültürüyle ” ”Birden büyümüş” kardeşlerimi okuyunca amel defterime bi cümle bırakmak istedim.
    Sanılıyor ki biz adına insan denen ve yeryüzüne insanlıktan kurtulması için gönderilen Abd’lar, kalkınmadan,dünyaya hükmeden bir devlete sahip olup olmamaktan,bir zamanlar yenen dayakların acısını çıkarıp çıkarmamaktan sorgu sual edileceğiz.İmam hatiplerden,baş örtülerinden,içkiden falan.İmam Gazali,İmam Hanefi neye neden nasıl itiraz etti.Siyaset nedir,mülk nedir,şirk neye tekabül eder,put denen şey acıkınca ısırılıp yenen helvadan şekillerden başka nedir üzerinde düşünmekten vazgeçip,bunların etkilerinden koca bir medeniyet algımızın mahvolması üzerinden az,insan denen varlığın kalbinden uzaklaşınca düştüğü hali anlatan Kabil-Habil çatışmasının yaşanmasından çok zaman geçti.İnsan aldandığı kadar insandır der ya şair.Avunma yataklarına gerekçe çok.İçimizde ki insana ”LA” demeye bir türlü sıra bulamıyoruz dışarıdakilerden.

  42. Yalana inanmak acizlerin yaşam tarzıdır. Doğrulari yazıp doğrulara inanmak ise cesur ve erdemlilerin görevidir. Mükemmel bir analiz. Katılmayan arkadaşlar mümkünse reddettikleri kısımları detaylı bir şekilde (aslında bu öyle değilde …………….bu şekildir) diye ortaya koyup bizi de aydınlatırlarsa sevinirim. Aksi halde kuru gürültü yapmanın fanatizmin esaretinden çıkmamanın kıymeti harbiyesi yoktur.

  43. Medeni dediğimiz toplumlar yıllar süren acılardan sonra kamusal her olaydan ders çıkarıp medenileşmiş; bize, burdan bakınca garip, kargacık burgacık görünen kurallar, kanunlar, teamüller oluşturup ilerleyebilmişler. Ders alıp akıllanmak hiç huyumuz değil, olmuyor, olamıyor bi türlü. Burnunun dibinde İzmit yıkılıp dümdüz olduğu halde, yarattığı dehşetin ve can yakıcılığın hissi iliklere işlediği halde, gümbür gümbür gelmekte olan depreme hazırlanmayışı gördükten sonra, ders alacağımızı düşünmek romantizmden ötesi değil.

    Bir musibetin en iyi öğretici olduğuna inanıyorum aynı rolmantizmle. Nihayetinde acı acıdır, iz bırakır, unutması zordur. Kemalizm kanseriyle mücadele eden antikorun zalime dönüşmesinden kim ders alacak ki? Rövanşist manyaklar mı? Bana olanlar ona da olsuncular mı? Hop bu yaptıklarımız yanlış kuralları yeniden koyalım diyemeyecek miyiz?

    Meşhur bir hikaye var, zengin bir tüccar at üzerinde kasabadan şehre giderken yardım isteyen birini alır terkisine şehre bırakmak üzere. Az yol aldıktan sonra adam tüccarın belindeki silaha davranır ve tüccarı alaşağı eder. Parası pulu, üst başı hatta atını da alıp giderken tüccar seslenir; “Herşeyimi aldın ama üzülmedim, parayla değil mi yeniden alırım. Ama benden merhametimi aldın ya ben ona yanarım!”

    Herşey olacağına vardığına göre yaşadığımız hayal kırıklığı ne ile tamir edilecek onu bilemiyorum. Siyaseten, ahlaken herşeye göz yumulup, herşeyin meşrulaştırıldığı bu yerde bundan sonra kime inanacağız? Kime güveneceğiz de, dediklerinin ardında para pul güç merakı olmadığına inanacağız?

    Ders almayı bu kadar övdükten sonra, içimde daha da romantik yaşatmamak niyetiyle.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*